Kadın-erkek ilişkilerine dair ortaya atılan tezleri toplasan burdan köye yol olur.. Geldik gidiyoruz, binlerce yıl geçti, dünya yaşlandı, teknolojinin dibine vurduk, ufoya binip gezmemiz an meselesi fakat bu mevzu ilk çağda nerede ise hala o aşamada kaldı sanki.
Kadın ne ister?
Erkek ne ister?
Kadınları elde etmenin yolları?
Erkekleri baştan çıkarma yolları?
Evlenmenin yolları?
Boşanmanın yolları?
Geçinmenin yolları?.... Evreşe yolları :)
Sonuç da şu: Öylece havada kalmış bol bol fikir, tez, antitez, öneri vs...
***
Yıllar yıllar önce biz her önümüze gelene aşık olduk sanıyorken, otu b.ku yerli yersiz dramaya çevirip bişey olsa da aşk acısı çeksek diye fırsat kolluyorken, bol fedakarlık ve karşılığında bol bol temiz hava alıyorken:) bir gün yine oturmuş dramatik dramatik kız muhabbeti yapıyorduk. Tam ''Allahım, neden başımıza bunlar geliyii'' diye içlendiğimiz bir sırada bir aile büyüğümüz konuya dahil olup, 'erkeklere kötü davrandığımızda bunların başımıza gelmeyeceğini' söyledi, kendine has cümleleriyle! (o cümleleri burada tam olarak aktaramayacağım, tahminlerinize bırakıyorum:P) Ve çok kararlıydı! O'na göre; her koşulda bağlılık ve sadakat bekliyorsan (ya da itaat!) işin sırrı kesinlikle buydu. Alman mürebbiye gibi yani:)
E bizim kafalar karıştı tabi. Sanki kadın dergilerinden özenle okuduğumuz bütün o tüyoları ateşe vermiş ve gitmişti. Biz de bir filmin ağır çekim sahnelerindeki gibi o yangının uçuşan küllerine ve birbirimize bakıp duruyorduk öyle..!
Hani gönlünü hoş tutmak için ne lazımsa yapcaktık? Nazik ve zarif olursak hep 10 puan öndeydik? Minik sürprizlerle aklını alcaktık? Hep şefkatle yaklaşacaktık? Göbeği içe çekip az hülyalı bakmak yeterliydi hani?.. Hepsi yalan mıydı?! :)
Fakat yıllar geçtikçe, başkalarından öğrendiklerim ve kendi tecrübelerimin toplamıyla anladım ki, bu çook fazla göreceli bir durummuş! Ve bütün göreceli mevzular gibi bunda da, birinin aklına bile gelmeyen ya da gelse de hiç benimsemeyeceği şey ötekinin tam aksine en sabit gerçeği olabiliyormuş.
O yüzden, artık 'karşı cinsle ilişkiler' konusunda en iyi bildiğim şey; bu konuda çok boş yere kafa patlattığımızdır :)
Ayrıca, şahsen o günkü nasihatı da uygulamış, uygulayabilmiş ya da benimseyebilmişliğim yoktur..
***
Kadın ve erkek arasındaki çatışmaların %50'si tamamen farklı yaradılış sebebiyle oluyor bence. Zevkleri, ilgi alanları, mutlu ve mutsuz olma sebepleri, duyguları, bakış açıları, becerileri....ve daha birçok şey...
Yani, çok araştırmaya, düşünmeye gerek yok. ''Kadınlar Venüs'ten Erkekler Mars'tan'' veya benzeri bir kitabı alın okuyun, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Hepsi birbirine çok benzer şeyler yazar. Okurken ''aaa aynen öyle.. süper tespiitt.. vaayy, muhteşemmiş bu kitap'' falan diyebiliyorken, bitirdikten sonra da ''amaan, hep bildiğimiz şeyler işte, bana nasıl değiştireceğimi anlatsınlar kardeşim?'' diyebilirsiniz.. Ama öyle bir anlatım yok işte.. Olsa dükkan sizin, valla billa yok :)
Öteki %50 sebep ise; çatışma kadın kaynaklı ise çoğunlukla memnuniyetsizliğinden, erkek kaynaklı ise odunluğundandır. Bazen tek tek, bazen ikisi birden olur. Ve kesinlikle bir erkek bir kadını ne yapsa tam manasıyla memnun edemeyecektir, bir kadında bir erkeği o hayalindeki duyarlı kelebeğe dönüştüremeyecektir.. Benim bu noktada aslında söyleyebileceğim fazla birşey yok. İki şekle de pek tahammül edemem çünkü..
Eee, ne de olsa Terazi burcuyum. Empati insanıyım. Yaparım da, beklerim de.. Yani; daha çok beklerim:))
Zaten ben arada kalmış bir cinsim sanırım. İçine bir ölçek feminen, bir ölçek maskülen tarz yerleştirip, iki tavşan diş, yanağa da bir gamze kondurulup gönderilmişim bu dünyaya:)
***
Bir keresinde bir arkadaşımla, kafamın karışık olduğu ve bi karar vermeye çalıştığım sırada şöyle bir konuşma yaşamıştık:
- Bak Necla, şimdi o 'acaba evlilik teklifini kabul etsem mi?' dediğin adamı evinin salonunda hayal et.
- Eee, ettim..??
- 3'lü koltuğa yatır ve eline kumandayı ver!
- Tamam yaptım.
_Yakıştı mı oraya?
- Eee boylu poslu ya, hiç fena durmadı ;)
- Tamam! O zaman evlenebilirsin :))
- .....?!.......
Fakat yıllar geçtikçe, başkalarından öğrendiklerim ve kendi tecrübelerimin toplamıyla anladım ki, bu çook fazla göreceli bir durummuş! Ve bütün göreceli mevzular gibi bunda da, birinin aklına bile gelmeyen ya da gelse de hiç benimsemeyeceği şey ötekinin tam aksine en sabit gerçeği olabiliyormuş.
O yüzden, artık 'karşı cinsle ilişkiler' konusunda en iyi bildiğim şey; bu konuda çok boş yere kafa patlattığımızdır :)
Ayrıca, şahsen o günkü nasihatı da uygulamış, uygulayabilmiş ya da benimseyebilmişliğim yoktur..
***
Kadın ve erkek arasındaki çatışmaların %50'si tamamen farklı yaradılış sebebiyle oluyor bence. Zevkleri, ilgi alanları, mutlu ve mutsuz olma sebepleri, duyguları, bakış açıları, becerileri....ve daha birçok şey...
Yani, çok araştırmaya, düşünmeye gerek yok. ''Kadınlar Venüs'ten Erkekler Mars'tan'' veya benzeri bir kitabı alın okuyun, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Hepsi birbirine çok benzer şeyler yazar. Okurken ''aaa aynen öyle.. süper tespiitt.. vaayy, muhteşemmiş bu kitap'' falan diyebiliyorken, bitirdikten sonra da ''amaan, hep bildiğimiz şeyler işte, bana nasıl değiştireceğimi anlatsınlar kardeşim?'' diyebilirsiniz.. Ama öyle bir anlatım yok işte.. Olsa dükkan sizin, valla billa yok :)
Öteki %50 sebep ise; çatışma kadın kaynaklı ise çoğunlukla memnuniyetsizliğinden, erkek kaynaklı ise odunluğundandır. Bazen tek tek, bazen ikisi birden olur. Ve kesinlikle bir erkek bir kadını ne yapsa tam manasıyla memnun edemeyecektir, bir kadında bir erkeği o hayalindeki duyarlı kelebeğe dönüştüremeyecektir.. Benim bu noktada aslında söyleyebileceğim fazla birşey yok. İki şekle de pek tahammül edemem çünkü..
Eee, ne de olsa Terazi burcuyum. Empati insanıyım. Yaparım da, beklerim de.. Yani; daha çok beklerim:))
Zaten ben arada kalmış bir cinsim sanırım. İçine bir ölçek feminen, bir ölçek maskülen tarz yerleştirip, iki tavşan diş, yanağa da bir gamze kondurulup gönderilmişim bu dünyaya:)
***
Bir keresinde bir arkadaşımla, kafamın karışık olduğu ve bi karar vermeye çalıştığım sırada şöyle bir konuşma yaşamıştık:
- Bak Necla, şimdi o 'acaba evlilik teklifini kabul etsem mi?' dediğin adamı evinin salonunda hayal et.
- Eee, ettim..??
- 3'lü koltuğa yatır ve eline kumandayı ver!
- Tamam yaptım.
_Yakıştı mı oraya?
- Eee boylu poslu ya, hiç fena durmadı ;)
- Tamam! O zaman evlenebilirsin :))
- .....?!.......
(Evlenmedim..:P)
***
Benim Demet Akalın'ın o meşhur şarkısındaki gibi 3 kelimelik genç kızlık hayallerim olmadı pek.. Başka hayallerim vardı.. Bence; 'evli+mutlu+çocuklu' olmak hayal değil, zaten hayat içinde olağan olacak birşey gibiydi.. Ve benim de bunlar bir an önce olsun gibi bir hevesim hiç olmadı hiç. 'Ben böyle iyiyim' 'Evliliğin geç olanı makbuldür' falan diyodum hep. O yüzden rahatça erteledim. Ta ki, güm diye 35'e gelene (hatta geçene) kadar:) Şimdi biyolojik yaşım gereği çocuk doğurabilme ihtimalim % 10 , evlenme ihtimalim %5, evli ve mutlu olma ihtimalim %2 , evli ve mutsuz olma ihtimalim de yine %2 dolaylarında. (fifti fifti) Ve bu istatistiklere göre evlenmeden çocuk yapmamın en mantıklı olduğu sonucu ortaya çıkıyor malesef:))
O ihtimali tabi ki direk yok sayıyoruz ve olayı 'kader-kısmet'e bırakıp sakin sakin hayatımızı yaşıyoruz.. Sonuçta böyle de ölmüyoruz yani, di mi?:)
***
Velhasıl; bence siz siz olun, karşı cinsle girdiğiniz tartışmanın sebebi hangi kaynaktan olursa olsun, susun ve ortamı terk edin kardeşlerim. Çünkü, sonunu getiremeyeceksiniz! Suskunluğunuz asaletinizden olsun:)) Beklentiyi de azaltın. Seviyorsa ve dürüstse yeter, belanızı aramayın! Allah çarpar:)
Ama tabi bi de sigortası olsun, emeklisi olsun. Malum hayat zor:)))
Sevgiler,
NeclaK
***
Benim Demet Akalın'ın o meşhur şarkısındaki gibi 3 kelimelik genç kızlık hayallerim olmadı pek.. Başka hayallerim vardı.. Bence; 'evli+mutlu+çocuklu' olmak hayal değil, zaten hayat içinde olağan olacak birşey gibiydi.. Ve benim de bunlar bir an önce olsun gibi bir hevesim hiç olmadı hiç. 'Ben böyle iyiyim' 'Evliliğin geç olanı makbuldür' falan diyodum hep. O yüzden rahatça erteledim. Ta ki, güm diye 35'e gelene (hatta geçene) kadar:) Şimdi biyolojik yaşım gereği çocuk doğurabilme ihtimalim % 10 , evlenme ihtimalim %5, evli ve mutlu olma ihtimalim %2 , evli ve mutsuz olma ihtimalim de yine %2 dolaylarında. (fifti fifti) Ve bu istatistiklere göre evlenmeden çocuk yapmamın en mantıklı olduğu sonucu ortaya çıkıyor malesef:))
O ihtimali tabi ki direk yok sayıyoruz ve olayı 'kader-kısmet'e bırakıp sakin sakin hayatımızı yaşıyoruz.. Sonuçta böyle de ölmüyoruz yani, di mi?:)
***
Velhasıl; bence siz siz olun, karşı cinsle girdiğiniz tartışmanın sebebi hangi kaynaktan olursa olsun, susun ve ortamı terk edin kardeşlerim. Çünkü, sonunu getiremeyeceksiniz! Suskunluğunuz asaletinizden olsun:)) Beklentiyi de azaltın. Seviyorsa ve dürüstse yeter, belanızı aramayın! Allah çarpar:)
Ama tabi bi de sigortası olsun, emeklisi olsun. Malum hayat zor:)))
Sevgiler,
NeclaK












