5 Aralık 2013 Perşembe
Kar-Kış :/
Kar olağan bir doğa olayı. Her yıl Kasım'la Mart arasındaki aylarda, güney bölgelerimiz hariç yurdumun hemen hemen her yerinde yağar. Az ya da çok, ama yağar.. Bu bir mevsim normalidir, çok acayip bir şey değildir. Her seferinde takındığınız o şaşkın Küçük Emrah ifadelerinizden sıyrılınız ve panik yapmayınız:)
Her sene yere düşen ilk kar tanesini gördüğümüz o anı, bir yanardağ patlamış da etrafta alev topları geziniyormuş gibi bir hayret ile karşılamamız, şaşırdığımız konunun içeriğinden daha şaşılası.. Demek ki; hafasanallah gerçekten bir yanardağ falan patlasa bir ulus yok olacak! Ama yangından değil, şoktan :))
Kar-kış olayını, kahvemi yudumlayıp kitabımı okurken pencereden izlemeyi severim. Bir de; ''Kardan adam yapalım, burnuna havuç takalım'' neşesi ile hazırlanıp kartopu oynamaya çıkabildiğimiz o 15-20 dakikalık zaman dilimlerinde. Ama o kadar. Hatta onlar da olmazsa hiç de aramam. Ötesi kabus çünkü! İş-güç için zorunlu olarak dışarı çıkıyorsan ve araban dahi olsa çekilmeyecek trafiğin içine bir de toplu taşıma araçları içinde girdiysen, vay haline :/
Tabi evsiz ya da evinde ısınma şartları yetersiz insanlar ile sokak hayvanlarından bahsetmiyorum bile..!
***
Karlı havanın aşk filmleriyle ilişkisine ölürüm bi de.. Ordaki çiftler genelde güzel güneşli havalarda romantik ve tatlı tesadüflerle tanışıyor fakat o durum bir sonraki karede karlarda 'kikiriki kikiki' nidalarıyla koşturma hali ile devam ediyor hep. Hangi ara ordan oraya geçiyorlar, neden o soğukta illa sokaklardalar ve bundan dolayı neden hep gerzekçe mutlular orası hep muamma..?! Onların, üzerinde çılgınca eğlendiği, yatıp yuvarlanıp yine de hiç ıslanmadığı, özellikle kadın kahramanın seksapelinden hiç birşey kaybetmeyip, havalı saçlarının hiç bozulmayıp, incecik bluzlerle hiç üşümediği, üşümeyi bırak -10 dereceye rağmen burunlarının bile kızarmadığı sahnelerdeki o kardan bize niye yağmıyor diye isyan etmiyor değilim bazen!
Ben -hele de İstanbul'da- daha adımımı attığım yerde vıjjkk sesini duyup, ayak izimin açtığı her boşluğun altında her türlü börtü-böcek ve çamuru görmeden ya da kayıp düşmeden kardaki yaya yolculuğumu tamamladığımı bilmem mesela.. Kader işte..! Elaleme Sweet November, bana gelince Kill Bill.. Ben böyle kadere darılmaz mıyım? :)
Bir de burunluk üretimine hala geçilmemiş olması benim için çok derin bir yaradır. 21.yüzyıldayız, vücüdumuzun her bölgesi için her türlü giysi ve aksesuarın binbir hali üretildi, fakat bir burunluk yok! Elleri ayakları kat kat giydirip sıcak tutuyoruz ama nafile.. O burnu ısıtmadan olmuyor, tamamlanamıyor yani.. Ve eminim ki, benim gibi bu dertten muzdarip pek çok kişi var.
Hadi modacılar yapmadı, halden anlamıyolar diyelim. Yağmur yağdığı anda saklandıkları yerden çıkıp 'yağmura şemsiyeee' diye bağıran abiler de mi düşünemiyor bunu? Kar daha gökyüzündeyken pırt diye tezgahı kursan, yere düşene kadar yok satarsın yahu. Valla ben her renk ve çeşitten alırım..
***
Sonuç olarak; bu kar yağışının tam olarak neye faydalı olduğunu hala çözebilmiş değilim. Yani; Allah sadece İnstagram fotoğraflarımıza bir çeşit daha olsun diye yağdırmıyordur herhalde bunu? Dünyada olan biten herşeyin biz canlılar için bir faydası olduğu malum. O yüzden bunun da vardır bir hikmeti diyerek sabrediyoruz kendisine.. Ama Rabbimden tek ricam: Isı dengesinde bir düzenleme yapması;) Bu kadar çok üşümeyeydik, eyiydi..:/
***
Ben bu sene erimeyen bir Kardan Adam yapıp butun kış onunla takılmayı hedefliyorum. Sonra da güneye yerleşiriz belki. Bakalım, kısmet? ;)
Havanız her daim güzel olsun,
Sevgiler..
NeclaK
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder