27 Haziran 2014 Cuma

bir küçük kız..



Hayatımda başkasında olup bende olmayan herhangi bir eşya ya da özelliği kıskandığımı, hasetlendiğimi pek hatırlamam. Belki çocukken biraz imrendiğim olmuştur, o da çabuk geçmiştir. Aksine, yakın ya da uzağımdaki herkese, herşeyin en güzeli ve hayırlısına sahip olması için yürekten ve derinden dua ederim..
Sevgilimi falan da kıskanmam öyle. 'Nere gittin?' 'Niye gittin?' 'Kime baktın?' Hele de bunların dozu epey kaçmış seviyesine hiçbir mana veremiyor, dehşetle uzaktan izliyorum bazen!  Yersiz, içinde karşısındakinden çok kendine güvensizlik barındıran, ilişkinin kalitesini düşürmekten başka bir şeye yaramayan boş davranış kalıpları bunlar benim için..

***

Fakat; benim de tek bir mevzuda yenemediğim büyük bir kıskançlığım var. Bir görüntü bu. Hayat içinde karşılaştığım ama şahsen hiç yaşamadığım bi anın fotoğrafı:  'Babasının elinden tutmuş yürüyen bir küçük kız'..
O fotoğrafta, sadece ikisinin arasındaki bağda bulunan ve hiç sahip olamadığım o 'güven' ve 'koşulsuz sevgi' hissini öyle kıskanıyorum ki, gerçekten tarifi yok..
'Baba' demeyi henüz yeni öğrenmişken bu dünyadan göçen o güzel adamla kendimi hayal ediyorum o fotoğrafta.. Acaba nasıl yürürdü? diyorum. Sesi nasıldı? Mimikleri nasıldı? Bana hep anlatıldığı gibi yumuşak, şefkatli , güleryüzlü müydü ifadesi? Küçükken de şimdiki gibi inatçı ve dağınık olan saçlarımı okşarken nasıl hitap ederdi bana? ''Miniğim'' ''Kuzum''  ''Benim güzel kızım''... Hangisi ?

***

Babasız büyüyen kızları, yine babasız büyüyen kızlar anlar ancak. Yaşama; daha 'yarışa bile giremeden yenilmişlik' le başlamanın zorluğunu başkası bilmez.. Bilemez.. Uzun yıllar herkeste o büyük boşluğunu kapatacak sevgiyi arayıp durup, nihayetinde böyle birşey olmadığını 'yerine koyma'ya çalıştıkça daha dibe batacağını çok acıyarak öğrenmiştirler hep. Onların bir 'Süper Kahraman'ları olamamıştır.
Evleneceği kişide birçoğu gibi ' beni şımartsın, el üstünde tutsun, maddeye/ paraya boğsun' tarzı bencilce beklentileri hiçbir zaman olmaz. 'Şımartılmak' ne demek hiç bilmemiştirler ki zaten! Onlar gerçekliğine 'tereddütsüz' inanacağı sevgiye muhtaçtır sadece..
Babasız kızlar güçlüdür. Hayat yüklerini taşıtmak için değil, içinde çağlayıp duran yoğun duygularını paylaşmak içindir kendine bir yol arkadaşı istemesi.. Onlara hayatında kılavuzluk yapacak, yanlış adımlarını geri çekecek, özverisine/güvenine karşılık yarı yolda bırakmayacak biri en büyük hediyedir.
Fakat, o 'sığınılacak liman'ın aramakla bulunamayacağını, her bulduğunun içinde de aranmayacağını öğrenir zamanla..

***

Biraz da saftır bazen. 'Merhamet'le 'Sevgi'yi hep birbirine karıştırır!
Biri elini tuttu ise bir daha hiç bırakmayacak sanır.O eli uzatan herkesi 'çok seviyor' sanır. Birisi kendisine merhametle/acımayla yaklaşıp dertlerinde yanında oluyorsa, sevgidendir der, o kişi ona ömrü boyu hiç haksızlık etmez sanır. Akraba, dost, arkadaş, aşık olunan adam vs.. tüm değer verdiklerine duygularını incitmemek için özenli davrandığından onlar da ona aynını yapacak sanır. -ki bu en büyük aldanmasıdır. Geçmişleri en çok da o en kıymetlileri tarafından terkedilmişlikleriyle doludur o kızların. Bazen onların da bir gururu olduğu bile unutulur, babalarıyla birlikte toprağa gömdü sanırlar o duygularını! Çünkü babasız kızları yok saymak hep daha kolaydır..
Velhasıl çok hassastırlar, hissedilemeyecek, o kadar derinlere inilemeyecek kadar çok.. Zaten kimse pek istemez inmeyi, zordur oralar..

***

Benim, bu yaşıma kadar uygun şartları yalnızca bir kez bulup gidebildiğim mezarının başında 'ben geldim, burdayım' diyerek onunla konuşurken, bana 'hoşgeldin' demek için sanki elini omzuma koyduğunu hissettiğim ve tabi ki onu göremeyeceğimi bildiğimden, o anı bozmamak için bir süre kafamı kaldırıp etrafa bakamadığım melek babama sormak istediklerim var:

O gün sana söylemek istediğim daha çok şey vardı boğazıma düğümlenen. Sen onları içimden geçerek okudun mu yine de?
Toprağının içinden büyüyen o vişne ağacından üzerine dökülen yaprakları hıçkırıklara boğularak toplarken de izledin mi beni orada?
Sonra o yaprakları kurutup kendime yaptırdığım, seni yanımda getirdiğimi hissettirdiği için yıllardır özenle koruduğum o güzel kitap ayracımı kaybettiğim için hala nasıl içimin acıdığını da hissediyor musun?
Bana kalan tek anın olan o kayışı kopuk saatle, soluk birkaç fotoğrafına uzun uzun baktığım gecelerde anlattıklarımı duyuyor musun?
Doğduğun şehirdeki en yakın dostunun, benim için sakladığı o kendi el yazınla yazdığın veda mektubunu 30 yıl sonra ondan alırken titreyen ellerimi  tutmak istedin mi sen de?
O mektupta beni emanet ettiğini yazdığın onca kişiden sadece birinin bunu gerçekleştirmesine, diğerlerine olan inancını kırdığı için çok üzüldün mü?
Şu yalan dünyaya tutunmak için verdiğim mücadelemde en büyük arzumun sana layık bir evlat olmak olduğunu biliyorsun değil mi?

***

Babacım; ben buralarda sensiz hiçbir zaman 'tam' olamadım.. 'Çocuklar babaları ölünce büyürlermiş' derler. Peki ben ne zaman çocuk olacağım? Birbirimize kavuştuğumuzda mı?
Çevremde tanıdığım belki de en güçlü kız kendimken, bu yarım kalmışlığıma ağladığım zamanlar ne kadar zayıf düştüğümü gördüğünde sen de ağlıyor musun ?

Ruhlar da ağlar mı ?...


NeclaK



20 Haziran 2014 Cuma

90'lar


Bugün yağmurlu havanın verdiği ruh halinden olsa gerek, bol bol çocukluğumu, gençliğimi düşündüm. Kah güldüm, kah hüzünlendim:) Ama en çok ikisinin arasındaki o komik ergenlik yıllarımda takılıp kaldım.:)
Ben de bir çok yaşıtım gibi 90'ların hem nimetlerini, hem de hezimetlerini görmüş, yaşamış, tatmışlardanım..
Herkesin en çok söylediği iyi yanları; güzel arkadaşlıklar kurmuş, sokaklarda oynamış, ağaçlara tırmanmış, beton yığınlarında değil, yeşillikler içinde büyümüş bi nesil olmamızdı tabi.

Fakat bence kendimizi tam ve doğru ifade edemedik o acayip devir sebebiyle..Birçoğumuzun potansiyeli harcandı, zayii oldu ya da hiç ortaya bile çıkarılamadan köreldi gitti. Misal ben en azından bi pop star olurdum:))

***

 O yılların sonrasındaki teknoloji ve algı anlamındaki gelişimi hepimiz biliyoruz, malum şu anda o 'sonra' yı yaşıyoruz. Öncesinde ise, 90'larda olan kadarı bile yoktu ama en azından hiç yoktu! Zaten 'yok' olan bişeyin hakkında fikrin de olmaz, aramazsın sonuçta.. Bizler bu yuzden daha fazla zavallıydık. Herşey hem var hem yoktu çünkü. Bazı konularda bilinç ve gelişme yeni yeni başlamıştı o yıllarda..
Bir süre öncende sana eğlenceli gelen, gönül bağın olan, mutlu eden, kopamadığın alışkanlıkların var ama bir süre sonranda daha yeni, farklı, merak uyandıran, 'beni al' 'beni keşfet' diye içine çeken , macera aratan bişeyler oluyor..O yüzden arada kaldık.  Çünkü, ben ve yaşıtlarım 90'ları ergenliğin baharındayken karşılamıştık.Bu en büyük handikaptı bence.. Tuttuğumuz günlüklere her gün aynı şeyleri yazıyorduk bıkmadan. Ne uzuyor, ne kısalıyorduk çünkü:)

[*Bu arada; özenle sakladığım günlüğümü bulup gizli gizli okuyan ablalarımı da buradan esefle kınıyorum:P Bakın yıllar sonra buradan afişe ettim sizi. Utanın diye:)) ]

Dolayısıyla; bu geçiş döneminde, çocuk ya da aklı selim bir yetişkin olmak işi biraz daha kolaylaştırabilirken, bizler; aklı havada, kulağı Kayahan'da takılıyoduk öyle saçma saçma.. Kendine hayrı olamayan birtakım gerzekler topluluklarıydık :)

***

Dramaya bayılırdık. Hayat henüz gerçek acılarını göstermemişken o zamanın tadını çıkar, gül, eğlen,zıpla di mi? Nasıl olsa ilerde öğretecek en fenasından! Ama yoookk, nerdee.. İlla bi yamuk oğlana aşık olucaz, illa en acılı şarkıları dinleyip onu düşüncez:P 

Mesela, Kayahan: ''Asırlardır yalnızıııımm'' diycek, biz salya sümük ağlıycaz. Len 15 yaşındasın be! Ne asrı?Mesela, ''Yine bana esmer günler düştüüü''.. Hangi günler? Boyun uzasın diye henüz birkaç yıl önce bıraktığın öğle uykularına yattığın günler gibi bişey mi kastettiğin? Daha ne yaşadın da günlerin esmerleşti. Dur hele! İlerde esmer değil, zenci günler var, en koyusundan :) Sen önce bi o sivilcelerinden kurtul, o Ömer Çelakıl'a benzeyen saçına bi şekil ver, bi yatıştır, sonra git elin oğluna bi anlam yüklemeye kalkış:)

Bir de Nazan Öncel'in ''Gitme kal bu şehirde''si vardı. Ulen o sümüklü daha annesinden izin almadan Üsküdar'a gidemiyo, ne şehri? Nere gitcek de böyle kederlendin sen? Bırak cebinde parayı, dötünde donu yok daha be?
Ayrıca, ''Yekee ye kee kamooon, ye kee ye keee'' yi de unutmadım tabi ama oralara hiç girmiyorum! O apayrı bi kabustu:) Şimdilerin Gangnam Style'ı da denebilir kısaca:))

Ama bir Sezen var ki! Aaaahh...aahh.. Hepimizin ciğerini yerinden söktü-taktı-söktü-taktı.. Bildiğin hurdaya çıkardı bizleri anasını satiim.. Ve her yaş dönemimizde buna devam etti/ediyor. Ona diyecek sözüm yok. Çünkü hepsi geldi geçti ama Sezen'den gelecek kahıra her daim gönüllüdür bu nesil..

***

Velhasıl, 2000'lere geldik iyi-kötü. ''Gençlik başımda duman'' diyemeden hayata başladık. Birçoğumuz şimdikilerden daha erken aldık omuzlarımıza yüklerimizi. Bu şehirden giden gitti. Kimimizin o asırlık:) yalnızlığı bitti, kimimizin yılları bazen pembe, bazen kömür karası kıvamı geçti..
Anılar ceplerimizde, kocaman yetişkinler olduk. Ve Iphone'la Selfie'yle büyüyen yeni neslin, bizim o dönemlerimizle ilgili empati yapamayacağı zamanlara geldik. O yüzden biz onlar gibi yaşıyoruz bu kazık kadar halimizle :)

***

Ben bugün en çok Sezen'den 'Farkındayım'ı dinledim. Siz de geçen yıllarınızı bir film şeridi gibi geçirecek bir şarkı tutun içinizden:)

Sevgiler..

NeclaK

''Ne gemiler yaktım,
Ne gemiler yaktım
O kadar yandı ki canım
Sonunda karşıdan baktım.
Ne göreyim kendime
Yıldızlardan daha uzaktım.
.......
Kazanmalı kaybetmeliyim
Aşk uğruna harbetmeliyim
Bu kızı yeniden büyütmeliyim
Farkındayım, farkındayım.... ''