31 Ocak 2013 Perşembe

gelelim burçlara.. ve yükselenlerine :)


Bugün meraklısına yükselen burçlarla ilgili biraz aydınlatma yapacağım:)

Astroloji ile ilgili hangi yazıyı okusam, araştırsam, hepsinde yükselen burcun insana, öz burç kadar -hatta bazı durumlarda öz burçtan bile fazla- yön verdiğini anlatan yorumlarla karşılaşıyorum. O yüzden herkes okumaya başlamadan yükselenini bi öğrensin, sonra devam etsin:)

--Doğum tarihi ve net saatinizi bir astroloji sitesine yazıp kolayca hesaplayabilirsiniz. Bir de aynı bilgilerle öğreneceğimiz Ay burcumuz vardır, onun detaylarından da baska bir zaman söz edeceğim.--

İnsanlar özelliklerini öz burcu ile yükselen burcunun harmanlanmış halinden alır. Ay burcu ise dış dünyaya çok farkettirmediğimiz düşüncelerimizle ilgilidir ama yine de çok önemlidir. Çünkü Ay duygularımızı yönetir. Özellikle de duygularıyla fazla hareket eden ve kararlar alan bir milletin çocukları olduğumuzu düşünürsek..;)
Mesela ben, Terazi Yükselen Yay insanıyım. Hava ve Ateş birleşimiyle dışa dönük, hareketli, konuşkan birisiyimdir.Fakat ay burcum Akrep olduğu için, duygularım incindiğinde çabucak içine kapanan, bohem takılan, içen, dağıtan biri olabiliyorum birden:)

Gelelim yeniden yükselene..

Öz burca ''İç'', Yukselen burca ''Dış'' burç deniyor. Ve biz karşımızdaki kişide yükselen, yani 'dış' burcundan gelen özellikleri görüyoruz. İnsanların davranışları, mizacı, vücut tipi, hep dış burcunun etkisi altındadır. Dolayısıyla, toplum içerisinde nasıl tanındığımızı gösterdiği için ''bazı durumlarda öz burçtan bile önemlidir'' denişi bu sebeptendir.. Bir nevi 'toplumda taktığımız ve hiç çıkarmadığımız maskemizdir' de diyebiliriz!

Yeni tanıştığınız insanlara yüzeysel baktığınızda biraz astroloji ile ilgileniyorsanız yükselen burcunu birkaç mimiği ve vücut tipinden daha kolay tahmin edebilirsiniz. Öz burcu hakkında bir fikir yürütmek için daha derinine inmek , biraz daha yakından tanımak gerekir..

Yükselen burçlara göre vücut tipleriyle ilgili en özet haline aşağıda paylaştığım linkteki sitede rastladım. Kim yazmış bilmiyorum, normalde burada bilgilerini paylaştığım astrologların mutlaka özgeçmişini ve referanslarını araştırırım ve güvenmediğim kişilerin bilgileri yayınlamam. Fakat burada anlatılanların hepsini okudum ve benim genellikle biliyor olduklarımla aynı.. Tabi burda yazan her özellik sizde de bulunacak diye birşey yok. Kimine karga burunludur yazar, kimine çok uzun olur yazar ama bi bakarsınız hepsi tam tersidir. Ama mutlaka yükselenden gelen belirgin 2-3 tane özellik bulunur ve farkedilir..Benim tanıdığım birkaç tane yükselen Aslan var, hiçbirinin elleri pençe gibi ya da kalçası dar değildir mesela:) Ama belirgin bi şekilde saçları gürdür ve alınları geniştir. Burda bahsedildiği gibi..

Merak eden buyursun baksın:)

http://www.turgayreiki.com/forum/showthread.php?t=7568

Ayrıca; bazı astrologlar reddetse de, birçoğu, insanların yaşı ilerledikçe yükselen burcuna ait özellikleri daha baskın olarak taşıdığını ve sergilediğini söylemektedirler.Ben bunu kendimce şöyle yorumluyorum:
Yükselen, yani dış burç, adından da anlaşıldığı gibi kendimiz dışındaki herkese nasıl göründüğümüzü ve davrandığımızı anlatıyorsa, insanlar toplum içinde yer etmeye başladıkça çevrede tanındığı hali üzerine yapışıyor ve o rolü giderek benimsiyor. İç burcuna, yani doğustan gelen özellik ve yeteneklerine göre davransa, bilinçaltı O'na, toplumda kabul gördüğü halinin dışına çıkmış olacağını söylüyor ve sahneyi bozmuyor.. Bir örnekle açıklayalım mesela:

Burcu Koç olup yükseleni Balık olan birisi, özünde daha güçlü ve dışa dönük biri iken, çekirdek hayatının içinde olmayan kişiler tarafından daha zayıf , içine kapalı, hassas bir kişi olarak biliniyor olabilir. Belki o kisi içindeki enerjiyi ve gücü dışa vurmak istiyordur fakat dış burcunun etkisiyle bunu tamamen aktaramıyordur ve zamanla bunu denemeyi bırakabilir. Öz karakteri yine aynıdır ama yükselenden aldığı etkiyle o huyu daha yumuşatmış, daha bastırmış ya da daha az sergiler hale gelmiştir. Bazen de öylesinin daha işine geldiğini görür ve aksine o halini geliştirmeye çalışabilir..

Yani başka bir deyimle, kendimizi ifade etme tarzımız da çoğunlukla yükselenden gelir.

Bu sebeple bazen, 'düşündüğümüz'le 'davrandığımız' birbirinden farklı olabilir. Burda iç ve dış burc arasındaki uyum hali devreye girer. Mesela örnekteki gibi bir Ateş grubu burcu ile Su grubu burcu bileşimi kişiyi biraz tezat bi hale sokar. Dışa vurduğu Su özellikleri Ateşini sürekli söndürebilir, bu da onu zaman zaman kendiyle çeliştirebilir. Aslında özgüveni çok yüksek bir kişi iken, dış dünyaya karşı bu çok öne çıkan bir özelliği değilmiş gibi görünebilir.
Yani, yükselen burcunuz öz burcunuzla uyumlu ise hayat daha kolay.. Kisi kendiyle daha huzurlu olur. Dışarıya karşı daha sürprizsiz olur. Hele de ikisi de aynı burç ise ''içi-dısı bir''tabirine epey uyarsınız;)
Mesela, öz burcu ve yükseleni Yengeç olan biri, alınganın dibidir:)) Ötesi yoktur.. Ama şu tip kombinasyonlar düşünebiliriz:
Burcu Yengeç olur, yukseleni daha kaygısız bir burçtur, alınır ama belli etmez, içine atar, yer eder, geçmesi uzun sürer.. Tam tersi olursa, yükselen Yengeç alındığını dışa vurur ama bu kez içinde çabuk geçer..

Mesela bir İkizler hayatında hep hareket ister. Yanlız kalmayı hiç sevmez. Tezcanlıdır. Fakat yükseleni Toprak ya da Su gruplarından biriyse kendine bu tip boş zamanlar yaratmaya çalışacaktır ya da şartlar gereği böyle bir ortam içinde bulunuyorsa çok şikayet etmeyecektir. Tezcanlı tavırlarını , bu grupların ağırbaşlılığından etkilenerek daha az yapacaktır. Bu hali aslında onun dış kişilik özelliğidir ve çevresinde yanlız vakit geçirmekten hoşlanabilen ve daha sabırlı biri olarak bilinebilir. Halbuki onun bi tarafı hep ''kalk gidelim'' diyodur ya da konusuna göre tepki veremedği olaya dair içinde fırtına kopmaya devam ediyordur da, kimsenin haberi yoktur;)

Burada yeri gelmişken kısa bi özet bilgi yazayım. 12 burç var fakat bunlar 4 ana grupta toplanıyor. Ateş, Toprak, Su ve Hava..

Ateş grubu :  Koç, Aslan, Yay
Toprak grubu: Boğa, Başak, Oğlak
Su grubu    :  Yengeç, Akrep, Balık
Hava Grubu: İkizler, Terazi, Kova

Aynı gruba mensup burçlar genellikle kendi içlerinde en iyi anlaşan burçlardır. Kendi grubundan sonra karşıt grup burcun mensupları gelir.
Ateş Hava'nın , Toprak da Su grubunun karşıtıdır. Malum Ateşin yanmak için havaya, Toprağın verim için Su'ya ihtiyacı vardır;)

Tabi bu demek değil ki, öz burcunuzun özelliklerini hiç dısa aktarmayız. Aksine bir Terazi her mecrada doğustan gelen baskın adalet duygusunu cevresine cabucak hissettirir ya da bir Boğa'nın kısa zamanda inatçı kisiliğini farkedersiniz. Ama bu iki örnekteki kisilerin yukseleninin, Terazi'de Koç ya da Aslan, Boğa'da Yengeç ya da Balık olduğunu farzedelim. O zaman Terazi, içinden o anki haksızlığa tepki vererek adaleti sağlamaya calısmak gelse de,onun yerine, daha kendine dönük ve politik bir tavır takınacaktır. Yukselen Yengec olan Boğa ise, içinden konuyu inatla kendine cevirmeye calısmak gelmesine rağmen daha ılımlı bir davranıs sergileyecektir.

Ama tabi; doğduğunuz yer, nasıl yetistiğiniz, kisisel gelisiminiz konusunda sizin veya ailenizin ne derece duyarlı ve bilincli olduğu, sosyal statu...vs. gibi soruların cevapları da bahsi gecen kötü yönlerinizi yontmanız-onarmanız, iyi yönleri de gelistirmeniz konusunda sizi aynı burcun mensubu diğer kisilerden farklılastırabilir..

Birkaç ayrı yerden okuduğum yazıları özetleyerek buraya aktarmaya calıstım fakat bu konuda detay ve örnekler cok... Devam edersem iyice dağılacağım gibi gelmeye basladı bana;P O yuzden son olarak, burçların en öne çıkan özelliklerini bir özet gecmek isterim. İç ve Dıs burcunuzu okuyarak;  ''neyim?'' ''ve nasıl görünüyorum?'' sorularına biraz ipucu edinin..

Farkındalıklı günler dilerim:)

Sevgiler..

Koç:   Yenilikçi, Girişken, Dürüst, Karizmatik, Patavatsız, Tezcanlı
Boğa:  Sabırlı, Dost canlısı, İnatçı, Tutumlu, Ağırkanlı, Sabit fikirli
İkizler: İletişimi güçlü , Zeki, Pratik, Değişken, Geveze, Çabuk pes eden, Telaşlı
Yengeç:Fazla duygusal, Sezgileri güçlü, Alıngan, Yardımsever, Anaç, Sempatik, Depresif
Aslan  : Cesur, Cömert, Lükse düşkün, Becerikli, Bencil, Eleştiriye kapalı
Başak : Alçakgönüllü, Kuralcı, Detaycı, Eleştirici,Titiz, Hafızası güçlü, Hastalık hastası
Terazi: Tarafsız, Adalet duygusu güçlü,Uyumlu, Flörtöz,Sosyal,Diplomatik,Karar vermekte zorlanan.
Akrep:  Hırslı, Sezgileri güçlü, Gözlemci, Seksi, İntikam duygusu yüksek, Güvenilir.
Yay   : İyimser, Gelişime açık, Özgürlüğüne düşkün, Eğlenceli, Çabuk sıkılan, Savurgan
Oğlak: Güvenilir, Mantıklı, Çalışkan, Soğuk, Asosyal olmaya meyilli, Çabuk sinirlebilen
Kova : Akıllı, Sosyal , Bağımsız, Aykırı, Yeniliğe açık fakat fikirleri sabit, Kendini beğenen
Balık  : Duygusal, Duyarlı, İçe dönük, Sezgileri güçlü, Çabuk incinen, Tutumlu, Merhametli

29 Ocak 2013 Salı

cahil mi olaydık ??


Bugün Facebook'da bir arkadaşımın yayınladığı ve çok ilgimi çeken bir yazıyı aynen sizlerle paylaşmak istiyorum.. İlk kez gecen sene bir yerde okumuştum ve ''onlardan ne de çok var'' demiştim kendi kendime.. Eminim ki sizin de okurken aklınıza en az 1 örnek çabucak gelecektir. Mesela benim daha ilk cümlelerden sonra hemen 3-4 kişi gözümde canlandı bile..!
Tabi benim aklıma gelenlerden kastım; kendi özel ve sosyal hayatımdan kişilerdi! Oysa konu görselimiz olarak seçtiğim Ajdar hepimizin bu konudaki en muhteşem(!) örneğidir.. öyle değil mi ??   

----------------------------------------------------------------------------------------------

Dunning-Kruger Sendromu


İki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya atmış şöyle ki;


"Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır."


Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:
• Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
• Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
• Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
• Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.

Cornell Üniversitesi'ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik "Nasıl geçti?" sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi...

Soruların yüzde 10'una bile yanıt veremeyenlerin “kendilerine güvenleri” müthişti. Onların "testin yüzde 60'ına doğru yanıt verdiklerini" düşündükleri; hatta "iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları" ortaya çıktı.
Soruların yüzde 90'ından fazlasını doğru yanıtlayanlar ise “en alçakgönüllü” deneklerdi; soruların yüzde 70’ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı.

Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu'nun metni yazıldı:
“İşinde çok iyi olduğuna” yürekten inanan ‘yetersiz’ kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!
Ancak bu ‘cahillik ve haddini bilmeme’ karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.
‘Eksiler’ kariyer açısından ‘artıya’ dönüşür.

Sonuçta, ‘kifayetsiz muhterisler’ her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler…
Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında ‘fazla alçakgönüllü' davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler... Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler... Muhtemelen üstleri tarafından da ‘ihtiras eksikliği’ ile suçlanırlar..."


Etrafınıza bir bakın! Uzmanlara hak vereceksiniz !!

''Yetersiz ve Hırslı'' kişiyi nasıl tanırsınız?

1- Gücünü delegasyon bahanesinden alır. Ekibinin orkestra şefi havalarına girer.
2- Çok gürültü patırtı eder, çok şey yapıyormuş havası estirir.
3- Koridorlarda hızlı hızlı, düşünceli edayla yürür.
4- Ne olursa olsun, hazırlıklıymış, olacakları önceden biliyormuş gibi davranır.
5- Üstlerine karşı son derece kibardır, altındakilere kötü muamele eder.
6- İktidar ilişkileri ve göstergeleri onun için çok önemlidir. Astlarına kimin üst olduğunu hatırlatmayı sever.
7- İlk denemede başarılı olamazsa, başarısızlığının belgelerini yok etmeyi unutmaz.
8- Toplantılarda son sözü mutlaka o söyler, gerekirse başkasının sözünü tekrarlamak pahasına..! 
-----------------------------------------------------------------------------

** Dipnot: Kendi yazılarıma da ilk fırsatta devam edeceğim. Beni bekleyin;)   

24 Ocak 2013 Perşembe

aşık olunca..

Aşk insanoğlunun yaşadığı en acayip duygu bence... Bu konuda yazı yazmak hem çok kolay hem çok zor. Çünkü aşk; hem çok sağlıksız, hem de nerdeyse 'yaşamın anlamıdır' diyecek kadar değerli. Hem boşlukta bırakır, hem her yerini kaplar.Hem bulutlara çıkarır, hem acıdan öldürür. Hem güçlendirir, hem de korkutur... Ve benzeri bir çok ikilemler....
Bazen bunların ikisini aynı anda hissederiz, bazen de önce birini, sonra diğerini... Kişilere, olaylara, bakış açılarına göre değişir.. Bazen de hiçbiridir aslında ama kendimizi kandırırız.. O da biraz şizofrenik bi durum galiba:)

Yani, aşk dediğimiz şey öyle kısa bir tanımı olmayan, tarifi karmaşık, çok evrensel, az göreceli, gönlünü açan, gözünü kör eden, beyni dolduran, kalbi durduran bi duygu. O yuzden ''nasıl başlar? neden olur?'' a hiç girmeyip, aşık olunca ne hale geldiğimizden bahsetmek istiyorum biraz.
{Ya da 'nasıl maymun olduğumuzdan' mı desem?:) }

Kişisel tecrübelerime dayanarak ilk söyleyebileceğim şey; karşındaki adam/kadın kimdir? nedir? Azılı katil midir? Hastaneden kaçan deli midir? Hiiiiçç ilgilenmeyiz... Onu göreyim, gözüne bakayım, elini tutayım, öpeyim, koklayayım, gerzek gerzek sırıtayım.. İlk günlerde olan bu! iki taraf için de hayattan başka beklenti yok.. :)
Dünya artık daha güzeldir! Hep ''hayırlısı olsun'' dur, ''senin canın sağolsun''dur, ''amaaaann boşveer, sağlık olsun'' dur:)  Sürekli gürültü yapan üst komşun, işyerindeki ruh hastası iş arkadaşın, İstanbul trafiği, ağrıyan başın, bozulan sifonun, kar,yağmur, fırtına... hiçbiri artık dert değildir. Bi guru misali iyi niyet haline bürünürsün, humanizmin dibine vurursun ve herşey vız gelir! ''Adım thomas, bana bişey komaz'' kıvamında yani ;)
Normal insana dönüşecek süreci geçirince, yani; karşısındakinin aslında dünyaya gönderilmiş bir süper kahraman değil de, bildiğin normal insan olduğunu farkedebilecek hale gelince;
(- mesela ben en büyük aşkımı birkaç yıl sonra görünce, ''kelmiş la bu!'' dediğimi hatırlarım. Niyeyse bana hep sırma saçlı görünmüş!:) -) 
hala her haliyle kabulum diyebilene geçmiş olsun! Büyük sınavı geçti demektir :) O'na ''Asıl şimdi gerçek ilişkiye başlıyorsun, hayırlı olsun'' demeli..

[**Burada bir dipnot eklemek istiyorum. Daha doğrusu nacizane bit tavsiye: Baştan verdiğiniz tavizlere (ve vermemeniz gerekenlere) dikkat ediniz..!! ]

Amaaaa, çatışmalar başlarsa (ve aşk hala sürüyorsa) ayrılıp ayrılıp sonra ''sensiz yapamıyorum'' seromonilerinden oluşan 150 kere uzaklaşıp, yeniden biraraya gelmeler başlar.. -ki bu çoook beterdir, öldürmez süründürür, kaliteyi düşürür, zemini bozar -  Ya da fazla gururdan içi içini yiyerek herkes bi köşede bekler. Burda da ''Sevmez olaydım, görmez olaydım'' şarkısı devreye girer:) Kadın en iyi kız arkadaşlarına yapışır, erkek biraya ;)

Sonraki aşamalarda yine alternatifler çeşitlidir:

* Bir taraf bu bağımlılıktan korkar, ''noluyo bana'' der ve kaçar. ( zayıf karakter ya da eksik duygu !)
* Bir tarafın aşkı biter, gider! Diğerinin sürer, öylece orda kalır. bırakıldığı yerde...! Hayata küsme, bileklerini kesme, her yerde zırlama ve sürekli acıtasyon başlar.. (''eyvah, eyvah!'' dönemi)
* İki tarafta da biter. Herkes gider.. (Hiç sorunsuz, tak sepeti koluna dönemi:P)
* Olay artık laçka olmuştur. Adı aşktan çıkmıştır ama ya alışkanlıktan ya da hırslarından sürdürülmektedir. (Ezik haller.. Adsız dönem! )
vs...vs...vs......................
Aslında örnek çok ama içinden çıkılmaz...

Benim beklentime (veya hayalime:P) gelirsek; en önemli ve gerekli olan; saygıyı bozmadan sevgiyi kaybetmeden, zaman içinde bencilleşmeden sürdürebilecek cesur yüreğe sahip birini bulmak... Ve tutkuyu kaybetmemek..Ve hem bağlı, hem özgür kalabilmek.. Ve mutlaka dürüst olmak, her duygusunda ve her koşulda...!!
Yarabbim hepimize böylesini yaşatsın inşşallaahhh:) { Şu tarifime uyan hayali kişiyi çok sevdim de, coştum bir an:) }
Diyelim ki sürmedi, e tabi o zaman da hasarsız ya da en az hasarla atlatmak lazım. Bunun yöntemleri de kişiye ve yaşananlara göre değişir.

Yani bence aşk sağlıksız birşey! Ama aynı zamanda ''bol bol hayal kırıklıkları yaşasam da (-belki bazen, yaşatsam da) bi daha olsa yine olurum, pişman değilim'' dedirten de birşey.. Hem olmazsa olmaz, hem olmasa da olur birşey..Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan gibi birşey.. İşte insana böyle saçmalatıp duran birşey..:)

Hooopp, döndük mü başa?;))  .....................................................................................

Nietzche'nin aşka ve hayata dair bir şiiriyle bitiriyorum, sıkılmadan okuyup sonunu getirenlerinize tebrikler:)

Sevgiler..

Öyle bir hayat yasiyorum ki ,
Cenneti de gördüm , cehennemi de
Öyle bir ask yasadim ki, tutkuyu da gördüm , pes etmeyi de.
Bazilari seyrederken hayati en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadim.
Öyle bir rol vermisler ki ,
Okudum okudum anlamadim
Kendi kendime konustum bazen evimde,
Hem kizdim hem güldüm halime,
Sonra dedim ki " söz ver kendine "
Denizleri seviyorsan , dalgalari da seveceksin ,
Sevilmek istiyorsan , önce sevmeyi bileceksin ,
Uçmayi seviyorsan , düsmeyi de bileceksin.
Korkarak yasiyorsan , yalnizca hayati seyredersin. Öyle bir hayat yasadim ki ,
son yolculuklari erken tanidim
Öyle çok degerliymis ki zaman,
Hep acele etmem bundan,anladim...