8 Ekim 2014 Çarşamba

Ekim ayı 'Bittik' ayı :/


Takip ettiğim astrologların hepsi  2 senedir 2014 yılının Ekim ayının en kötü etkilere sahip ay olacağını söyleyip duruyordu. Dünyada özellikle 2012 yılında başlayan kötüleşme sürecinin giderek çoğalacağı, bu Ekim'de ise tabir-i caizse; coşacağı yönünde tahminleri vardı hep. Dünyanın (ve ülkemizin) halihazırdaki durumuna bakacak olursak pek yanıldıklarını söylemeyeyiz herhalde?!

Meşhur Maya'ların 12 Aralık 2012 kehanetinden kastının; 'o günden sonra aslında dünyanın -ve insanlığın- bir sona değil de, farklı bir aydınlanma yoluna doğru gitmeye başlayacak olması' olduğu yönünde iddialar da var. Yani; astrologlara göre Mayalar; ''önce, çok sancılı bir sürecin başladığını, kötünün son gücünü kullanacağını, çıkarları uğruna gözünü karartarak türlü oyunlar oynayacağını, sonra da zamanla nihai sonuca; yani huzura ve adalete kavuşulacağını'' söylemişler aslında.. Bunca büyük acılar, savaşlar, dökülen kanlar bunun içinmiş..miş!?
O kavuşulacağını öngördükleri güzel günler hepimiz için ne kadar da ütopik şu anda değil mi?! Bu mayaların torunlarından falan gelen yok mu hiç acaba günümüze? Bi soraydık, ataları  o 'adil dünya' ya kaç vakte kadar varırız demişler acaba?  'Hedef 2112' falan mı acep?!

***

Neyse; mevcut astrolojik öngörülere dönersek, durum şöyle:

Bugün saat 13:50 de Koç burcunda bir ay tutulması gerçekleşti. Benzerine çok nadir rastlanan ve kırmızı renk alacağı için ''Kanlı'' olarak ifade edilen ''Ay Tutulması'' nın etkileri sadece belli bir burcun mensubu kişiler değil, tüm insanlık tarafından +/- 3 gün yoğun şekilde hissedilecekmiş. (Sadece Koç, Terazi, Oğlak ve Yengeç'leri bi 'tık' daha gerebilir diyolar)
Koç burcunun yöneticisi olan Mars, savaş gezegenidir! Hayatlarımızda  her türlü çatışma, tartışma, uzlaşmadan uzak tavırlar, sabırsızlık, fevri haller vuku bulacaktır.. Geneldeki etkilere müdahale şansımız olmasa da özelde olabilecekleri kontrol altında tutmak için uzak durmakta ve mümkün oldukça susmakta fayda var! İlişkiler kopma noktasına gelebilir,  işlerimizde de dikkatimiz çok kolay dağılabilirmiş, bunlara engel olmaya çalışmalıymışız.. Ama bir yandan da, bu dolunayın -ani alınmış değil de, üzerinde önceden düşünülmüş bir karar ise- sürüncemede kalmış olan iş, ortaklık, evlilik veya benzeri her türlü ilişkiye son vermek için de uygun zaman olduğu söyleniyor..

Bu tutulma bir 'Uranüsyen Tutulma'ymış. O ne demek bilemedim? Uranüs Kova'nın yöneticisidir, 'Değişim-Dönüşüm'ü temsil eder. Dolayısıyla Kanlı Ay'la birleşince bu dönüşümün pek olumlu yönde ya da kolay olmayacağını anlatmaya çalıştıklarını tahmin ediyorum! Değişim mücadelesi verenlerin ağır bedeller ödediğini görüyoruz malum :(

Ayrıca; yine geçen hafta  Akrep burcunda gerilemeye başlayan Merkür de,  yanlış anlamalar, ifade sorunları, gelemeyen haberler, gidemeyen mailler, bozulan cihazlar vs. gibi her türlü iletişim problemlerine yol açacaktır. Bu etkiler ayın 25'ine kadar sürecek. O zamana kadar ''Yeni başlangıçlar yapmayın, yeni cihaz almayın, imza atmayın, ortaklık kurmayın, varolanlarla arayı iyi tutmayı becerin,yeter'' diyorlar:) Geçmişten kalan ertelediğimiz işleri halledip bitirmek için iyi zamanlarmış, bir de değerli eşyalarımızın kaybolma ihtimali olduğu gibi, bir önceki retroda kaybolan eşyalarımızın ortaya çıkması da muhtemelmiş..

Hayalgücü ve bilinçaltı'nın yöneticisi Neptün kendi yönettiği burç olan Balık'ta geriliyor. Kasım ortasında bitecek. Ve bu da birtakım bağımlılıkların ve depresyonların artması demektir. Gerçekçi ve mantıklı olmakta zorlanırız, farkında olmadan hayal dünyasına çekiliriz. Dolayısıyla da hayal kırıklıklarımız artar. Dikkat! Bu dönemde rüyalarımız da ön plana çıkar, onlara da dikkat.. İşaretler gelebilir;)

***

Ve tabi ki 'Gerileme' dedince akla en çok gelen, o halkası kopasıca, her türlü zorlanmanın ve disiplinin gezegeni olan Satürn ise şu anda Akrep'te Retro halinde! Akrep'in de yönetici gezegeni tıpkı Koç'ta olduğu gibi; Mars!
Bu Satürn denen zıkkım, adeta bir Alman mürebbiye gibi! Bir burca (yani o burcun mensuplarına!) sinsice girer, senelerce çıkmak bilmez, anasını ağlatmadan gitmez! 2009-2012 arası öz burcum Terazi'deydi, 2012-2015 arası ay burcum Akrep'te, ve gelecek yıl gireceği Yükselen burcum olan Yay için de alıştırma yapıyor! Yani 2018'de hala sağ kalmışsam 'Galaksi Onur Ödülü' nü hakederim bence..!!

***

Bu kötü Ekim kabusu bu kadarla bitti sanmayın tabi. Bir de okkalı kapanışı var: 23'ündeki Akrep burcunda Güneş Tutulması ile! Yani yine devrede Mars var! Öngörüler yine savaş, dram, kahır üzerine :/  Finansal anlamda da dikkatli olmamızı öneriyorlar, paramızı çarçur etmeye meyilli olabilirmişiz. Hesaplarınızı iyi yapın, tutumlu davranın, borç/alacak ilişkilerine imza atacaksanız Kasım'ı bekleyin diyorlar.
Ve bir de, gizli kapaklı çevrilen işlerin ortaya çıkması söz konusu imiş bu tutulmada! Kirli çamaşır sepetlerinize dikkat edin! Hele de,yalan-dolan işlerine hiç girmeyin. Ve unutmayın; '2 kişinin bildiği sır değildir':))

Bir de iyi haber var aslında, Aşk gezegeni tatlişko Venüs şu an Terazi'de, Şans gezegeni ballı Jüpiter ise Aslan'da.. Jüpi Kasım'dan sonra da uzun aylar boyu orada kalacağı için zamanla şans verecektir Aslan ve karşıt burcu Kova'lara.. Fakat gel gör ki, zavallı Venüs'ün vakti dar. Ay sonuna kadar Terazi'de kalacak. E bu Ekim ayı da böyle acımasız olduğundan dolayı bütün agresif gezegenlerin altında ezilip zayii olup gidecek gibi görünüyor.. Bi söz hakkı verseler; ''Savaşmayın, sevişin'' diyecek zavallıcık ama nafile, aradı kaynadı güzelim yıldız.. Ooff..ooff...
Anlayacağınız bizim aşka dair umutlar yine başka bahara kaldı..Neyse, sağlık olsun.. Gerçi ben rüyamda gördüm ama.......neyse.. dağıtmayalım konuyu ;)
( İşte bunlar hep Neptün:P)

***

Kısacası; tüm galaksi toplanmış bizlere nanik yapıyolar! Bi nevi; ''Atlatabilirsen Ekim'e.......'' diyorlar:/ Yani gökyüzü bulunduğu bu eylemlerinde bizi pek takmıyor, biz bir şekilde kabullenmek ve direnmek zorundayız.. Ama astrologların bu olan bitenlerle ilgili ortak fikri birazcık Maya'larınkine benziyor. Daha sonrası hakkında şu tip yorumlar var:

''Tüm bunlar herkes için bir eğitim-öğretim süreci / sonrasında daha fazla güçlenme var / artık kimse görmek istemediği gerçeği paspas altı edemeyecek /  herkes yüzleşmeyi *mecburen* öğrenecek! / bunlar hayatlarımız için zorlu ama önemli basamaklar / hem bireysel hem toplumsal ilişkilerimizde  farkındalığımız ve duyarlılığımız artacak / yaşam kalitemiz artacak / maneviyatımız çoğalacak / yanlışı yapan, yanlışa sürükleyen, yanlışa prim veren eskisi gibi yer edinemeyecek, artık dışlanan onlar olacak... ''  vs..vs.. Yani giderek dengelerin terse döneceğini, kötünün zayıflayıp iyinin güçleneceğini söylüyorlar. Tabi, biraz daha uzun vadede..Yani; güçlü kalmayı başaranlar Nietzsche'nin ''Öldürmeyen darbe güçlendirir'' sözünü yazıp duvara assınlar diyorlar:)

Ben de doğum haritasında Akrep burcu yoğunlukta olan bir amazon olarak olarak ahan da şuraya yazıyorum:  ''Dönüşüm muhteşem olacak uleyn'' ;)

***

Başlarda da söylediğim gibi; bu ay içinde üstüste gerçkleşen bu tip gökyüzü hareketleri çok ender rastlanan şekildeymiş. Ve o da bizleri buldu.. Bunlara denk gelmediğimiz yüzyıllarda yaşasaymışız, eyiymiş:/ Bence özellikle bugün içimize dönelim, bol bol dua edelim. Ay duygularımızı yönetir malum..

Allah hepimizi yaşadığımız 'şer'lerdeki 'hayır'lara bir an önce ulaştırsın inşallah..


Sevgiler,

NeclaK


6 Ekim 2014 Pazartesi

Pek Yakında..


Bugün Cem Yılmaz'ın yazıp, yönetip, oynadığı ''Pek Yakında'' filmini izledim. Çok sevdim. Hem eğlenceli, hem duygusaldı. Tipik Cem Yılmaz tarzı yani.. Fakat, gala gecesinden çıkan bazı ünlülerden duyduğum ''Cem'in şimdiye kadarki en güzel filmi'' yorumlarına katılmıyorum. Daha kötü değil  ama 'en güzel' denecek kadar fark atmış da değildi bence. 'Diğerleri gibi güzeldi' ya da 'Hepsinin yeri ayrı' diyebilirim ben..

***

Oyuncuların hepsi iyiydi ama ben en çok Zerrin Tekindor'a bayıldım. Oynadığı rolün hakkını her zamanki gibi çok iyi vermişti. Ozan Güven'in oyunculuğunu normalde çok fazla beğenmem ama burda diğerlerinden iyiydi. Çok popüler olan, sonra bir olayla çaptan düşmüş bir aktörü canlandırıyordu. Ünlüler dünyasının vefasızlığına dair dokundurmalar yapılmıştı onun karakteri üzerinden.. Bir de, son zamanlarda Türk filmlerinde pek çok yer almaya başladığını gözlemlediğim kendiyle yüzleşme sahnesi vardı dikkatimi çeken. Kısaydı ama güzeldi. İnsanımızın en aciz kaldığı konu bence bu 'Yüzleşme' olayı.. Sinemada, tiyatroda bolca değinmekte fayda var. Belki bir işe yarar!

Cem Yılmaz ise, ''Her şey Çok Güzel Olacak'' ve ''Av Mevsimi''  filmlerinde olduğu gibi yine, 'kendini ayrılmak isteyen eşinin gönlünü kazanmaya adamış' bi adamı canlandırıyordu. Neden bu rollerde ısrarlı onu bi türlü anlamadım. Gerçek yaşamında ilişkilerinde tutturamadığı istikrar ve o yoğun sevgi bağı olayı bilinçaltında fena yer etmiş herhal:) Tabi kimsenin içinde ne yaşadığını bilemeyiz ve yargılamak da düşmez ama ekranlardan böyle yansıyor bizlere.. Adamın kafa hepimizden farklı çalışıyor malum, belki ondandır:)
Ama neyse, olayın magazin boyutuna fazla girmeyeyim :)

***

Filmin içindeki ürün reklamları epey fazla. Pepsi, Yedigün, Turkcell vs.. Sponsorlar masraftan kaçınmamış yani:) Ama Cem onları da her zamanki zekasıyla eğlenceli şekilde yerleştirmiş filme.
Bir de, filmin içinde -Cem Yılmaz'ın hep yaptığı gibi- peşpeşe yapılan ince espriler var.  Birine gülerken diğerini kaçırmayın diye söylüyorum. İçi boş replik pek yok ve alt mesajı pek bol.. Hastane sahnesinde de 2 ayrı konuk oyuncu var. Biri ''Herşey Çok Güzel Olacak'' filmindeki bir anın aynısının kullanıldığı bir sahnede yer alıyor. -ki benim çok sevdiğim bi sahneydi- Diğeri de hastaya gelen ziyaretçi olarak.. İkisi de çok tatlı olmuştu..
Özellikle korsan DVD olayı ile ilgili filmin başlarında epey eğlenceli replikler var. Zaten Cem Yılmaz'ın canlandırdığı karakter  'Korsana Hayır' diyen bir korsancı :) Ama 'Yerli Filmlerde Hayır' diyor! :) Ben de o yüzden filmden sonra evime dönerken semtimdeki her zaman DVD aldığım korsancı abiye uğrayıp gönül rahatlığıyla 5 tanesi 10 TL.'ye yabancı film aldım:)) Hatta böyle bi filmden çıkıp üstüne adama ''siz eskiden pasajın girişindeydiniz, niye böyle diplere taşındınız'' diye sorduğumda yakın zamanda belediyeden gelip yüzlerce filmlerini topladıklarını öğrenmem de epey manidar oldu :P Onun adına üzüleyim mi, kendimden mi utanayım bilemedim.. Sonra her zamanki gibi içimden ''Naapalım canım, sinemaları ucuzlatsınlar, ben de sanata ve emeğe saygılı duruşuma devam edeyim'' diyerek kendimi rahatlattım:) 100 TL. mi vereyim yani 5 filme?

***

Pek Yakında'nın  beni en etkileyen sahnesi en başlardaydı. İzlemeye giden olursa sakın ola geç kalıp ilk dakikaları kaçırmasın. 'Eşkiya' filminin en duygusal sahnesinin canlandırması vardı orada. Çok güzeldi..O film benim  Top 10 listemdedir her daim..
Ve ikinci yarıya benim için damgasını vuran Mazhar Alanson'un ''Neden Bana Aşk Şarkısı Yazan Çıkmaz'' adlı şarkısıydı. Sözleri, müziği, Mazhar'ın güzel sesi...Hepsine bayıldım..  Filme gitmeden önce Cem Yılmaz'ın Facebook sayfasında zaten görmüştüm. Tekrar tekrar dinliyordum birkaç gündür. Filmde bi daha etkilendim.. Gitar yerine piyano eşliğinde hayal ettim o şarkıyı. Keşke o versiyonunu da yapsalar, çok yakışır bence.. Sözleri şöyle:

Bu koşuşma hiç mi durmaz,
Aşık olsam kimse duymaz,
Bu çölde senden başka gül açmaz.
Neden bana ask şarkısı yazan çıkmaz..

Günler sayılı hiç şaşmaz,
Akar gider, soru sorulmaz,
Senin yerini hiç kimse dolduramaz.
Neden bana aşk şarkısı yazan çıkmaz..
.....
Benim de aşk şarkısı yazanım çıkmadı ama adıma yapılmış bir -hatta iki- ayrılık bestem var. Benim için çok  özeldir, ara ara dinlerim hala.. Zaten belki o yüzden çok sevmişimdir bu şarkıyı. Sonuçta şairin dediği gibi: ''Ayrılık da sevdaya dahil'' değil mi ? Neyse, konumuz bu değil:) Sonuç olarak; Pek Yakında'ya gidin derim. Sıcak, eğlenceli, tatlı bir film.. Birlikte izlediğim arkadaşımla film çıkışı Cem Yılmaz'ın bu ''10 parmağında 10 marifet'' halinden konuşup bol takdir ettik kendisini:)
Belki korsanı çıkınca alıp bi daha izlerim:) Sinemada izleyerek emeğin hakkını verdiğim için bu da benim hakkımdır artık, di mi yani? ;)

Sevgiler,

NeclaK