11 Eylül 2014 Perşembe

Sanatçı ruhum:)



Yönetici gezegeni Venüs olan bir burcun mensubu oluşumdan dolayı olsa gerek, sanatın hemen hemen her dalına karşı sevgim var. Kimisine de sevginin yanında ekstra ilgim ve hayranlığım..  Bir türlü ısınamadıklarım ise; Opera, o tuhaf şekillerine bi anlam veremediğim Heykel ve bi değişik tarzda kendinden geçmiş insanlar topluluğunun yaptığı hareketlerden oluşan Modern Dans gibi daha bi entellektüel dallar.. Tabi bu benim anlayamamdan kaynaklıdır kesin. Ya da cahil kalışımdan. Yoksa saygım sonsuz yani:) Hepsini 1-2 kez izlemiş/görmüşlüğüm var ama ruhumda yol açtığı darlanma hali tarifsiz:)
Hayatımda ilk izlediğim opera aynı zamanda biraz tiyatral olduğu için nispeten keyifliydi. Sıkılmadan sonunu getirebildim fakat diğerleri için aynı şeyi söyleyemeyeceğim:/  İkincide derin bir uykuya geçmek üzereyken yanımdaki arkadaşımın dürtmeleriyle direnerek ayakta ( ve hayatta) kalmayı başardım. Üçüncüde ise, yanımda en yakın arkadaşımı da 'hayatta herşeyi bilmek görmek lazım, tercih etmesen de gel, tecrübe olur' diyerek zorla sürükleyerek götürdüm ve zavallıcık ilk yarıdan sonra nişanlısını arayarak 'gel beni burdan kurtar' diye isyanını haykırdı ve ikinci yarı sergilendiği sıralarda biz sahilde dürüm yiyorduk :)) Hepsine de içinde yer alan bir oyuncu ya da yönetmeninin özel davetiyesi ile gittim, Bu da benim için ayrı bi şeref mi, utanç mı tartışılır tabi bu şartlarda :)
Yıllar önce tanıdığım bir ressam bana ''Sanatçı, herkesin baktığına farklı bakan, herkesin gördüğünü farklı görendir'' demişti. Hatta benim de bu ruha biraz sahip olduğumu düşündüğünü söylemişti ama orası tartışılır tabi;) Belki beni tavlamak için falandı, bilemedim:))

Ama söz konusu; tiyatro, müzik, bale-tango vb. klasik danslar, halk danslarının bir kısmı ve resim ise akan sular durur benim için. Her biri ayrı bir keyif, ayrı bir haz.. Ruha şifa, derde deva:) Bunlar hayalgücünü ve genel kültürü geliştirir, algıyı açar, insana derinlik katar..

***

Benim farkettiğim kadarıyla;) Rabbim bana  ne öyle güzel bir ses vermiş, ne de başka herhangi bir dalda doğal bir yetenek :/ Gerçi içinde bulunduğum yaşam koşulları da gidip sevdiğim bir dalda -en azından hobi olarak yapmak için- bir eğitim almaya izin vermedi pek ama ben de kendime güvenemediğimden olsa gerek bazı kurumların sağladığı daha kolay şartlara dahil de olmadım şimdiye kadar..
Ama bu hafta ruhumun derinlerinde bir yerlerde gizlenmiş bi Picasso varsa artık ortaya çıkarmanın vakti geldi dedim ve belediyenin açtığı ücretsiz resim kursuna kaydoldum:)) Birkaç aya kalmaz Beyoğlu'nda sergi açarım zaar:)

Resimle aktif ilişkim 20 yıl önce lisede sonlanmış olsa da, hocamın bana birkaç kez ''woow, harika olmuş'' demişliği ve resmimi ilgili dönemde okul içindeki sergiye seçmişliği vardır. Bu da yeterli bir motivasyon yani :P Bu 20 yıl içerisinde de çok boş durmayıp, yeğenlerimle bol bol güneş, bulut, çiçek falan çizdim:) Gerçi geçenlerde 2,5 yaşındaki yeğenime heyecanla 'baak sana yıldız yaptım' dediğimde kaygısız bir bakış atıp 'hıı' diyerek resim defterinin sayfasını hoyratça çevirdi ama olsun, bence o da yakında başarılarımla gurur duyacak:)
Bir de minik orgunda ona 'do bir külah dondurma' şarkısını çalıyorum bazen, onu seviyor, dinliyor:)

Aslında hiç sanatsal çalışma tecrübem yok değil ama kısa süreli oldukları için pek hakkını veremedim. O yüzden çok değinmiyorum. 2 ay halk dansları, 2 ay tango, 1,5 ay da fotoğraf dersi aldım. Aklımda kalanlar ise; Ege yöresinin 2 tane efe figürü, tangonun duruş& tutuş şekli ve başlangıç adımları, fotoğrafın da o makinaya eşşek kadar objektifi takınca ne kadar ağır bişey haline geldiğidir:) Son derste ''Amaaann, benim zaten fotoğraf gözüm var kardeşim, varsın profesyonel olmasın. Iphone'umla çeker, renkleriyle oynarım, nedir yani?'' diye kendimi kandırarak o çileli teknik eğitim sürecine son verdiğimi hatırlarım bir de :)

Ama sorarsanız tiyatrocu olmak çok isterdim. Hobi olarak da değil, direk mesleğim olsun, aşkla yapayım. Bir de keman ya da piyanoyu harika çalabileyim. Ama diyorum ya, bazı şeyler doğuştan geliyor bence..
O yeteneklere sahip olanlara hep imrenmişimdir.

***

''Sanat kainatın içindedir. Sanatkar bunu oradan çıkarabilendir'' demiş bir düşünür. Çok şükür onu bize verene ve ne mutlu ortaya çıkarabilene.. Dolayısıyla da; saygı ile, sevgi ile, onu gören, izleyen, dinleyen bizlere..
Kendimiz icra edemesek de, edene hakettiği değeri verelim ki, birçoğumuz için yaşama tutunmanın zaten zor olduğu bu dünyada Ata'mızın dediği gibi; hayat damarlarımızdan biri daha kopmasın..

Sanatla dolu günleriniz olsun.
Sevgiler,

NeclaK

1 Eylül 2014 Pazartesi

1 Eylül günlüğü:)


Şarkılara, şiirlere en çok konu olan, huzurla hüznü aynı anda yaşatan, ardından gelecek olan kışa rağmen her gelişinde içime nedensiz umut tohumları eken, sarartıp kurutacağı yapraklara rağmen hep sanki 'büyülü bir aşk' yeşertecekmiş gibi hissettiğim hazan mevsimi bugün başladı..
Onu, uzun yıllar sonra ilk kez bir yazımı Bozcaada'ya gidemeden geçirmiş olmanın verdiği  burukluğumla karşılıyorum:( Bu sebepten eksik kalmış hissetsem de yine de; hoşgelmiş en sevdiğim ay, hoşgelmiş doğduğum mevsim olan tatlı Sonbahar... Ve artık lütfen;  hayatıma HoşgelSİN daha mutlu, daha sabırlı günler, sevgi ve sadakat dolu yürekler..!
Haydi llililili yaarr :))

***

Dikkat ettim de, biz insancıklar nedense bir döngünün başlangıç günlerinde evrene daha çok dilekler ve pozitif enerjiler gönderiyoruz. Hani şu karma,çakra,makra tarzı felsefe akımlarındaki o gösterip de vermeyen cinsten olan, gönderip geri alamadığımız, uzaylıların yediği o enerjilerden:)
Şaka bir yana, bu gerçekten hep böyle olmuştur. Her türlü zaman diliminin 'ilk' gününde herkes kendi inandığı şekilde daha fazla isteklerde bulunuyor. Mesela, ramazan ayındaki o manevi odaklanmanın en yoğun halini 'ilk' günlerinde yaşarız en çok ve tüm diğer günlerine nazaran daha çok dua ederiz.  Yeni bir ay ya da yıl başlar, hepimiz tüm beklenti ve umutlarımızı 'ilk' gününde dile dökeriz bol bol..Veya en basitinden, her Pazartesi 'iyi haftalar' iletileri yazarız sosyal medyada..
Bunlar dilimize ve alışkanlıklarımıza bilinçsizce yerleşmiş şeyler midir, yoksa gerçekten o günlerde yenileniyor muyuz, bazı kapılar mı açılıyor bizlere? bilemedim? 'Yeni bir aya/haftaya geçmek' dediğimiz takvimde bir yapraktan ibaret sonuçta.. akan zamanın bir sonraki günü ve gecesi.. O halde neden ekstra anlamlar yükleriz ki? Mistik bir durumu mu var acaba? Haftanın 'ilk' günü. Mevsimin 'ilk' günü. Günün 'ilk' saati.. vs..vs..
Anlayacağınız; yine kafamda deli sorular var:) Ne yapayım? Biriyle bu tip şeyler konuşmaya kalkışınca bana deli diyorlar sonra. 'Başka derdin mi yok' diyorlar. Ben de buralara yazarak deşarj oluyorum işte.. Yalnızlık zor zanaat biliyonuz mu? Boş vakit de bol oluyo. Akvaryumdaki balıkla muhabbete kadar vardırabiliyor insanı! Allah düşmanıma vermesin:))

***

Ama tabi benim de -sebebini bilemesem de- o 'ilk' lerden biri olan bu 1 Eylül ve başlayan Sonbahar'a dair içimden geçen yoğun dileklerim var:

Artık üzücü kayıpların olmadığı, kimsenin arkasında durmayacağı sözler vermediği/eylemlerde bulunmadığı, özellikle duygusal zaaflardan yaralamadığı, sevdiklerimin terkedip gitmediği, gidenin geri döndüğü ve dostun dosta yalan söylemediği bir yaşamın başlangıcı olsun bugün, bu an..!
Tabi her zaman önce kendimin ve sevdiklerimin sağlığına/rızkına sonsuz şükürler.. Ve Allah'ın yeryüzündeki birçoklarına nazaran bana daha fazlasını bahşettiğini hissettiğim bazı vasıflar için ise ekstra teşekkürler:) Her 'artık tükendi' dediğimde yeniden içimden bir yerden ortaya çıkan gücüm, o güçle külden kora dönüşebildiğim tüm zamanlarım, bana, sevdiğimi de, kızdığımı da gocunmadan, karşılık hesaplamadan söyleten cesaretim, her daim sağlam vicdanım...

***

1 Eylül biliyorsunuz ki aynı zamanda Dünya Barış Günü. Fakat dünyanın haline bakınca kutlamak değil ağlamak geliyor içlerimizden malesef.. Ben, dünyada bu hale sebep olan ve sürdürenlerin uyguladıkları salt menfaat üzerine kurulu politikalarının değişeceğine inanamıyorum pek ama belki gelecek nesiller ya daha bilinçli olmaktan ya da artık bu gidişten bıktığından dolayı barış filizini en azından biraz olsun yeşertecektir... Umarım...!

Tabi bireysel manada evrensel olana nazaran her zaman daha fazla 'Umut' var içimde. En azından bir 'tık' üstünde yani:) Fakat sorun şu ki; zaman kimseyi beklemiyor..! Nietzsche'nin dediği gibi:

''Öyle bir hayat yaşadım ki ,
son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan, anladım !''


Bazen birinin yaşamına varlığımız gerekir, bazen küçük birkaç dokunuşumuz, bazen tek bir sözümüz.. Her hangisi ise, geç olmadan hayata geçirelim ve bu vesileyle verdiğimiz huzur ve güvenin hazzını paylaşalım.. Yani; gelin birbirimize umut olalım:)


Sevgiler,
Polyanna:)

NeclaK