8 Mart 2015 Pazar

Kadınlar günü..



Bu ülkede Kadınlar Gününü layıkıyla kutlamak için önce bir çok kadının zihniyeti değişmeli! Çünkü, buralarda erkeklerin çoğunluğu kendini kadından daha üstün görüyor.(bazen en modern görüneni bile!) Kimi içten içe böyle düşünüp, değil-miş- gibi davranıyor, kimisi de gayet kabaca dışa vuruyor.. Yani; öncelikli ihtiyacımız; onlara bunun böyle olmadığını öğreterek yetiştirecek zihniyete sahip kadınlar..! 
Fakat maalesef ki bu çağda hala 'bütün kızlar peşinde aslan oğlumun' ve benzeri bayağı klişelerle, erkeklerin cinsiyet itibariyle daha doğuştan 1-0 önde olduğu hissi vererek hayata hazırlayan anneler var.. Ama aynı anne kızına 'bütün erkekler peşinde benim kızımın' demez. Malum, bu oğlunda olduğu gibi bir 'gurur' değil, 'utanç' cümlesi olabilir ancak! Halbuki ne gurur ne de utanç, sadece yersiz, saçma, bomboş söylemlerdir bunlar. İçinde bir cinsiyeti övdüğünü sanırken diğerini aşağılama barındıran benzeri tüm diğer söylemlerde olduğu gibi..

***

Kadın ve erkek her anlamda birbirine eşit değil tabi ki. Biyolojik yapısı, doğuştan gelen bazı becerileri, fiziki gücü, zaafları, eğilimleri farklıdır. Ve bence bu 2 cinsin dünyaya farklı yaradılışla gönderilmesi, birbirlerini tamamlamaları içindir zaten. Hatta, kadınla erkeğin bir konu üzerindeki düşünme şekilleri bile birbirine benzemez. Özellikle de bu sebeple birbirlerini tamamlamaya ihtiyaçları vardır. Kadın çok daha geniş pencereden ve daha derin ele alırken, erkekte genellikle daha kısıtlı ve dardır bu alan, daha düz bakar. Bazen bu bakış daha çabuk çözüme ulaştırır gibi görünse de, kadının gördüğü bir çok inceliği de gözden kaçırması olasıdır çünkü. Yani, bu tamamlama hali sadece karı-koca ya da sevgili ilişkisinde değil, her alanda lazım. Aile içinde, kardeşler arasında, iş yaşamında, arkadaşlıkta..
Fakat tüm bunları ''fıtratımız farklı işte'' diyerek 'hak' 'adalet' 'özgürlük' kavramlarına uyarlamaya çalışma hali var ki; işte o nokta cehaletin daniskası ve -öncelikle- ahlaki anlamdaki eğitimsizliğin en önemli göstergesidir. Çünkü, aklı selim her insanca malumdur ki; bu kavramların cinsiyeti yok! Oralarda her insan sonuna kadar eşittir.. Ama işte işin en kötü yanı da başta da söylediğim gibi; oğullarını az sorumluluk ve bol gazla eğitip topluma saldıkları için böyle olmasına izin verenin de maalesef ki yine kadınlar oluşu.! Bir adam karısını dövdüğünde 'e o da hakediyo yani' diyebilen bir başka kadın da var. Bir erkek karısını aldatıyorsa, 'e o da kadın olsaydı da evde tutsaydı canım' diyen kadın da var. Ayrıca; o kadını yine bir kadınla aldatıyor o erkek. Yani bazen kadına yapılan zulmün ya da haksızlığın sebebi yine bir kadın oluyor. bazen bir eylemiyle, bazen suskun kalışıyla..  

Tabi bunların hiçbiri bu gibi erkeklerin kabalığını, ahlaksızlığını aklamıyor! Ama ben sadece, bir kadın olarak hemcinslerimin bu kısır döngüye izin ve hak veriyor olmalarına inanamıyorum. Erkeğin işine geliyor tabi ama kadın hamuru, kadın duygusu, kadın gözüyle bakıyorum ve anlamlandıramıyorum?
Bir araba reklamı yapılacak, üstüne bikinili bir kadın oturuyor. Bir ayakkabı tanıtılacak, kadının ayaktan başka her uzvu ortada. Bırak sapık ruhlu olanı, güya pek medeni ve kadına saygılı olan erkeklerin hepsinin sosyal medyadaki 'like' bildirimleri, yarı çıplak, kıçı havada, göğüsler dışarda teşhir manyağı kadınların fotoğraflarıyla dolu..! Erkek, aklı uçkurunda olduğu için yapıyor. Malum Türk erkeği için onur ve ahlak; anası, karısı ve bacısında olsa yeter! Ama kadın kendine neden bunu yapıyor? Bir madde/obje haline dönüşmeyi kendi özgür iradesiyle nasıl kabul ediyor? Anlayamıyorum??

***

İçinde erkek çocuk büyüyen hemen hemen her evde mutlaka söylenmiş gayet şuursuz cümleler vardır, hepimiz biliriz:

''erkektir, yapar''
''elinin kiri''
''kız fingirdek, oğlum naapsın''
''erkek dediğin masaya yumruğunu vurur'' 
Özellikle de bir kadına karşı yaptığı her türlü yanlışında ''benim oğlumun canı sağolsun''... ve benzerleri..

Böylece bu medeniyet bilinci sıfır sözleri beynine yerleştiren erkeğin de bir süre sonra düşünmek ve karar almak için beyni yerine başka bir organını kullanmaya başlaması da kaçınılmaz hale geliyor tabi!! Tüm bunlar bilinçaltına; ''Hmm, fazla kasmiyim o zaman, demek ki her zaman son sözü ben söyleyeceğim, ben ne yapsam doğruyum, kadınlarda olmayan bazı haklara sahibim, kadın seçmez, seçilir'' gibi ilkel fikirler yerleştiyor ve ordan yürüyor. Büyüdükçe biraz vizyonunu geliştirmek gibi bi kaygısı olmadan, karısı, sevgilisi, kızı, arkadaşı veya sokaktan geçen herhangi bir kadına karşı hep bu bilinçle yaklaşıyor ve öyle yaşayıp gidiyor..


***

Erkekler, birine sinirlendiğinde, egosu sarsıldığında, herhangi bir konuda işler yolunda gitmediğinde karşısına aldığı her kişi, kurum vs.nin anasını ....r! ....na koyar! bacısına söver! Futbol maçlarında kendi stadına gelen takım için sembolik olarak gerdek gecesi sözleri, fotoğrafları paylaşır. Karşı takıma gelinlik giydirir, kendisi errkek(!) tarafı olur, ''gel bak burada sana neler yapıcaz!'' der mesela.. Bir tecavüz karşısında duyarlılığını bile o aşağılık tecavüzcünün yaptığı eylemle benzeşen cümlelerle tepki vererek gösterir!
 Bu örnekler çokça ve bence bunun adı en özet haliyle: 'Olmamışlık'.. Doğuştan 'erkek' olup, 'adam' olamamışlık! 
Çok şükür ki, benim neslimde ve yeni gençlikte büyükşehirde yaşayanlarda daha çok, diğerlerinde daha az oranda da olsa biraz daha aydınlanmışlık var bu gibi 'insanlık' mevzularına.. Çok olmasa da nispeten umutluyum gelecek için. Herkesin birbirini 'kadın' ya da 'erkek' diye ayırarak değil, önce 'insan' olduğunu düşünerek yaklaştığı, evrensel değerlere göre davrandığı bir dünya hayal ediyorum. Bu zemin üzerine kurulan her tür ilişki, birbirinin olumlu-olumsuz yanlarını farkederek, tölere ederek, birlik olup faydalı hale getirerek sürecektir o zaman.. 

***

Tüm kadınlara çağrım şudur ki; Kadınlar Günü'nü altın günüymüş gibi kutlamayın! Bu birbirinize tatlı sözler söyleyip, hayatınızdaki erkeklerin sizi şımartmasını bekleyeceğiniz bir gün değil. Bu, tarihte çalışma haklarını savunmak için eylem yapan bir grup kadının yanarak ölümüyle sonuçlanan bir olay sonucu ilan edilmiş bir gün..Bu yüzden tam adı: ''Dünya Emekçi Kadınlar Günü'' dür. 
Ve bence her kadın çocuk doğurmamış da olsa içgüdüsel olarak 'anne'dir. Emek verdiği işler arasında en kutsal olanı çocuk yetiştirmek olsa da, çocuğu olmayan kadınlar da doğuştan verilen anaç ruhu sebebiyle birleştiricidir, yapıcıdır, öğreticidir. Bu sebeple yaşamın her alanında duyarlı kadınlara ihtiyaç var. Bu bilincinizi geliştirin..
Ey erkekler; kadınlardaki bu ruhu farkedin, onları duyun, görün, incitmeyin. Bu güdünün gücünü göz ardı etmeyin.. Beyninizle düşünün!!

***

Sevdiğim bir yazar olan Murat Menteş'in Twitter'dan alıntıladığım aşağıdaki yazısıyla bitiriyor ve tüm emekçi kadınlara saygılarımı gönderiyorum:)  


Sevgiler,

NeclaK 




1 Mart 2015 Pazar

Leyla'dan geçme faslı..



Kuran, Secde Suresi 9. ayette şöyle diyor: 
''..Sonra ona bir biçim verdi ve onun içine kendi ruhundan üfledi. Sizin için, işitme gücü, gözler ve gönüller vücuda getirdi...'' 
Buradaki 'üfleme'yi 'yarattıklarına kendi hayatından hayat, kendi canından canlılık vermek' olarak açıklıyorlar. Yani, Allah hepimizin içinde. Her an, her saniye. Kalabalıklar içindeyken, yalnızken, uyurken...Her canlı O'nun bir parçasını taşıyor. Bizlerin bu ruh ve bedenlere nasıl davrandığı da  O'nun emanetine ne kadar saygı gösterdiğimizi, O'nu ne kadar hatırladığımızı veya ne kadar unuttuğumuzu anlatıyor bir nevi..
Victor Hugo 'Vicdan insanın içindeki Tanrı'dır''demiş. Evet, yaşam boyu içimizde taşıdığımız o parçanın diğer adı bence de bu: Vicdan..

Kendimize veya başkalarına verdiğimiz manevi, maddi ya da fiziksel zararların hepsini vicdan süzgecinden geçirmediğimiz için yapıyoruz.. Tüm davranışlarımız; önce O'nun bize verdiği akıl ile düşünülmüş ve sonra eyleme geçirilmiş hareketler. Fakat düşünme halinden eyleme geçerken, o ikisinin ortasında vicdanımızdan onay almamışsak, orada süzmemişsek, şu an 'nefsime fayda sağlayan ne?' değil de, 'razı olunan ne?' dememişsek o eylem, o ağızdan çıkan söz, o alınan karar illaki ya ahlaki değerlere aykırı, nankörce, vefasızca bir hareket olur ya da en iyi ihtimalle eksiktir. Ve, başkasına karşı yapılıyor görünse de en çok da kendimizden eksiltmektir aslında.

***

Size karşı güven içinde olan birine yalan söyleyip incitiyorsanız, süzmemişsinizdir.
Haklının, yani Hakk'a uygun ve adil olanın değil de, -hiç bitmeyecek sandığınız bu dünya hayatında- işinize daha çok gelenin tarafında oluyorsanız, süzmemişsinizdir.
Egonuzu beslediği, keyif ya da herhangi bir şekilde fayda/haz verdiği sürece yanınızda tuttuğunuz veya umut verdiğiniz bir insanı, hevesleriniz değişince kaypaklık ve rahatlıkla bir kenara atabiliyorsanız, süzmemişsinizdir.
Küçücük savunmasız çocuklara, sabır ve anlayışla doğruyu öğretmek yerine, bağırıyor, dövüyor, sövüyorsanız, bu davranışların onun geleceğinde ruhsal kaygılara, psikolojik sorunlara yol açabileceğini aklınızdan geçirmiyorsanız, süzmemişsinizdir.
Yargılamadan önce empati dediğimiz 'yerine koyma' yı hiç denemiyorsanız, süzmemişsinizdir..

Bu yazdıklarım çevremde en sık gözlemlediklerim veya bazısı maruz kaldıklarım. Ve işin kötüsü bunlar en hafifleri.. Dünyada yaşanan, her geçen gün acı içinde izleyip okuduğumuz birçok olaydan bahsetmeye gerek bile yok sanırım!  Hırsızlıklar, cinayetler, tecavüzler... daha neler neler..
Ve tabi, hayvanlara kötü davranmak, bir ağacın dalını sebepsiz yere kırmak, yere çöp atmak gibi doğaya ve doğada nefes alan herşeye verdiğimiz zarar da dahil bu söylediklerime..

Zekanızın yükseklik derecesi, becerilerinizin ve yeteneklerinizin fazlalığı, elde ettiğiniz sıfatlar, mevkiler, büyük başarılar... Hep o süzgeçle birlikte kullanmayı düstur edinmediğiniz sürece tüm bunların hiçbirinin anlamı yok. Tek bir canlının kalbindeki sızının, gözündeki yaşın sebebiyseniz, sizde yediğiniz ya da vermediğiniz bir hakkı kaldı ise, 'helallik istemek', 'gönül almak' ya da 'af dilemek' yerine hep nefsinizle yüzleşmekten alabildiğine kaçmayı seçiyorsanız size verilen bu canla ilgili büyük bir 'mana' yanılgısı içindesiniz demektir.. Bir mezar taşından alıntılanan şu söz söylemek istediğimi çok güzel özetliyor; ''Ya gel, ol ve git. Ya git, ol ve gel!''

***

''İncitme! İncittiğin yerden incinirsin'' demiş Mevlana. Ben kimse o yerden incinsin istemiyorum. İnsan hata yapar. Ben istiyorum ki; farkına varsın. Hepimiz farkındalıklı insanlar olalım. Birbirimizde bunu görelim, duyalım, hissedelim ve affedelim.. Hatanın sahibi cesur karakterliyse bir yöntemle af diler, bir adım atar. Zayıf biri ise o adımı atmaz belki ama en azından yaşadığı farkındalık ve pişmanlık duygusu ile gönlü temizlenir. Önemli olan da budur. Herkesin gönlü temiz olsun ki, gönül gözü açık olsun ve bu döngü son bulsun.. Çünkü; bizi inciten kişi ya da meseleyi O'na havale edip yola devam etmek yerine, takılı kalarak kendi içimizi, buna sebep olan, yani inciten tarafsak da bu dünyayı cehenneme çeviriyoruz zamanla..


İnsanların kirlettiği bu muhteşem evreni, yine biz insanlar, her koşulda genel geçer doğruların yanında yer alan vicdanlarımızla temizleyebiliriz ancak.. Ben yaşamınızdaki önceliklerinize bir göz atın derim. Belki yeri değişmesi, eklenmesi ya da çıkarılması gereken kavram veya kişiler vardır..! Belki de ''Leyla'dan geçme faslı''dır artık...


Sevgiler,
NeclaK


''Helak olacağınızı bilseniz dahi yalan konuşmayın, doğruluktan ayrılmayın.'' Hz. Muhammed