26 Şubat 2013 Salı

Özlem


Özlem başa cıkması zor bir duygu...

Bazen bir şehri, bir semti, hatta manevi değeri varsa herhangi bir eşyayı bile özlersiniz. Ama tabi en çok, sevdiğiniz ve göremediğiniz insanlarınıza duyduğunuz bir histir bu..

İş, eğitim, evlilik gibi sebeplerle sevdiklerinizle mecburi uzaklasmalarınız olabilir. Bu durumda haberlesme ve her fırsatta görüsmelerinizi sürdürerek o özlemi dindirebilir, biraz daha alışabilirsiniz. Fakat söz konusu olan yaşanan herhangi bir olay sebebiyle artık yollarınızı ayırdığınız, bu yuzden özlemekten vazgecmeniz gereken ama gecemediğiniz bir kisi ise bir süre, -hatta bazen cok uzuun bir süre-  içinize oturur.. İyi ya da kötü tüm paylaşımlar, birlikte yaptıklarınız-yapacaklarınız, ''olsaydı öyle derdi/yapardı'' ya da ''şu anda ne yapıyor acaba?''dedirten tüm anlarınız onu özleme sebeplerinizdir..Kimi zaman üzer, ağlatır, kimi zaman gülümsetir..Yaşanmıslığınız ne oranda ise o oranda kendini hatırlatır..

Her iki tarafın da aynı hislerde olduğu, çok özleyip yine de görüşmediği zamanların sebebi nadiren üçüncü bir kisinin engel olmasıdır ama çoğunlukla yasanan birsey  hazmedilemiyordur, gurur yapılmıstır.. O süreçte ne kendini çok üzmeli, ne de öfke biriktirmeli..'böyle olması gerekiyormus demek ki' diyerek sabırla zamana bırakmalı..Yeniden biraraya gelmeleri onlar için doğru ve hayırlı olansa zaten zaman bunu onlara sağlayacaktır.. Bazılarınızın ''bıktım su 'zamana bırak' muhabbetinden dediğinizi duyar gibiyim sanki:) Ama kabul etsek de, etmesek de bu böyle...


Bir de tamamen tek taraflı olan hali var ki , ona pek diyecek birsey yok. Malum insan sevdiğini özler ve kimseye ''niye beni artık sevmiyorsun'' diyemezsiniz, değil mi?!

Ben hiç tanıyamadığım birini, babamı özleyerek geçirdim tüm hayatımı. -öldüğünde henüz bebekmisim- Sesi nasıldı, nasıl bakardı, nasıl yürürdü, nasıl gülerdi hiç bilemedim..Yani demek istediğim istisnai olarak, hiç görmeden, hiçbirsey paylasmadan da yerlesiyor insana bu duygu. Veya paylassan da ölüm ile gelen zorunlu ayrılık her sekilde cok acı ve bir tek o hiç geçmek bilmiyor...


Her durumda yapılacak en iyi sey ilgi alanlarınıza daha fazla yoğunlaşmak sanırım..Hepimizin sosyal yasamında yapmaktan keyif aldığı seyler zaten vardır ama bu hislerin ya da benzer baska sıkıntıların içimizde depreştiği dönemlerde bunları biraz daha fazlalastırmak iyi gelir.. Süreci çabuklastırır, başka cevrelere yakınlaştırır ya da tam tersi daha cok kendinize dönmenizi sağlar -ki bu bazen cok daha iyi gelir...
İlgi alanları da kisiden kisiye değişir tabi. Kimi spor yaparak daha rahatlar, kimi duayla, kimi daha fazla eğlenceyle.. Kimi okumaya, kimi yazmaya kimi de seyahate verir kendini.. Ya da özel yetenekleri vardır, resim yapar, beste yapar, siir yazar, dans eder falan..

Diyeceğim o ki; hayat hepimiz için acılarla dolu.. Ya bütününde ya da, şanslıysanız! sadece bir döneminde mutlaka kendinize göre büyük bir sıkıntınız olur. Mutlaka bir dönem manevi ya da maddi kayıplarınız olur. Bunu çok emin söyleyebiliyorum çünkü ben 36 yaşındayım ve bu yaşa kadar belki milyonla ifade edilecek sayıda insan tanıdım, olmayanını hiç görmedim! sanırım yaşamın formatı bu!;)

O yüzden sahip olduklarımıza şükredip, yanımızda olmayanı ya da olamayanı düşünerek derdimize bir yenisini eklememek lazım aslında. Yani, biraz kaderci yaklaşmalı bence ya da kadere inanmıyorsanız, evren bunu böyle istedi falan diyip kabul etmeli..

''Oysa ben hiç insan kaybetmedim.
Sadece zamanı geldiğinde vazgeçmeyi bildim o kadar..'' diyor Can Yücel..!

Ben de; ''Sevenler ayrılmasın'' diyorum:)


NeclaK







24 Şubat 2013 Pazar

Kelebeğin Rüyası..



























Bugün, Yılmaz Erdoğan'ın üzerinde uzun yıllar calısıp emek verdiği muhtesem filmini izledim:Kelebeğin Rüyası..Çok etkilendim.Çok ağladım.. Filme gitmeden önce okuduğum yorumlarda çoğunlukla asktan sözettiği yazıyordu. Evet, 
basından sonuna kadar çok güzel ve acıklı bir ask vardı içinde ama benim en cok içime 
dokunan kısmı oradaki iki sairin arasındaki harika dostluktu. Hayata aynı pencereden bakan 
iki kardestiler. İyi günde, kötü günde hep birlikteydiler. Çok vefalı ve samimiydiler. Çok 
parasızdılarlar, çok hastaydılar ama her sartta birbirlerinin cesaretiydiler, umuduydular.. 


Film 40'lı yıllarda geçiyor. O devirde yasamıs olan Rüstü Onur ve Muzaffer Uslu isimli iki sairi anlatıyor. Yani, gerçek bir yasam öyküsü.. Zaten bunu biliyor olarak izlemek insanın içini 
daha cok burkuyor. Neler yasanmıs, ne acılar cekilmis... 
Aslında özellikle etkilendiğim bazı sahnelerden bahsetmek geliyor içimden ama henüz 
izlememis olanlar okursa büyüsü kacar diye tutuyorum kendimi:)

Oyunculuklara gelince, ben bilirkisisi değilim tabi ama birçok film elestirmeniyle aynı seyi 
düsünuyorum: Tüm oyuncular iyiydi ama Muzaffer Uslu'yu canlandıran Kıvanc Tatlıtug bir 
baskaydı. Çok basarılıydı! Ayrıca; bu film için verdiği 17  kiloya rağmen yine çok yakısıklıydı;)

Özetle; herkese tavsiye olunur.Acı da verse ask iyi ki var, bazen çok hüzün yasatsa da 
dostluk iyi ki var ve her zaman gereken değeri görmese de siirler iyi ki var dedirtiyor..Ve 
izlerken sağlığımıza sükrediyoruz bir kez daha. Kendimizin ve tüm sevdiklerimizin.. 

Emeklerine ve yüreklerine sağlık..DVD'sini alıp evde izlemeyin, sinemada görün bence.

Yazımı filmde Yılmaz Erdoğan'ın canlandırdığı Behçet Necatigil'in en sevdiğim siiriyle bitirmek istiyorum.

Umut hep bizimle olsun,
Sevgiler.

NeclaK.



Sevgileri yarınlara bıraktınız 
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.
 Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı. 
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı.



18 Şubat 2013 Pazartesi

Ay hakkında hersey:)



Daha önce de bahsettiğim gibi, bir yıldız haritasında kişiyi en çok etkileyen üç unsur var. Bunlar; Güneş burcu, Yükselen burç ve Ay burcu..

Güneş yani öz burcumuz kişiliğimizi,
Yükselen burç fiziksel görünüş ve dış dünyaya taktığımız maskemizi,
Ay burcumuz da bilinçaltımızı yöneterek duygusal tepkilerimizi belirler..

Bugün, başlıktan da anlaşıldığı gibi Ay burcundan bahsedeceğim. Ay burcunuzu öğrenmek için yükselen burçta olduğu gibi doğum saatini bilmeniz şart. Aşağıdaki linki kullanarak kolayca hesaplayabilir, bulduğunuz burçla ilgili genel bilgileri okuyabilirsiniz.

http://www.yorumcu.com/astroloji/ayburcu.asp

Gelelim insanlara etkilerine;
Ay burcu, doğum anınızda ayın hangi burcun üzerinde olduğunu anlatır ve az önce de söylediğim gibi duygularımızı belirler. Olaylar karşısında hissettiğimiz duyguların temelinde ay burcumuzdan aldığımız eğilimler vardır. Sevinçlerimiz, üzüntülerimiz veya yaşadığımız duygusal iniş-çıkışlar hep ay burcumuzdan aldığımız etkilerin sonucudur..
Ne zaman güvensiz, kırılgan veya hayatımızın yolunda gitmediğini hissetsek, bir süre için güneş burcumuzun özelliklerini bir kenara bırakıp, ay burcumuzun o konuyla ilgilenme şeklini belirleriz.
Tabi yine temelde öz burcumuzdan gelen kişiliğimiz vardır.. Bunu bir örnekle açıklayalım, kafalar karışmasın:)

Mesela sevgilisiyle ayrılmış, acı çeken bir Terazi düşünelim. [ne kadar da tanıdık geldi :)] Terazilerin en güçlü yönü her zaman adaleti sağlama isteğidir malum. Dolayısıyla o anda herhangi bir haksızlığa uğradığını düşünüyorsa bu onu derinden sarsacaktır. Ay burcunun da, daha cabuk sinirlenen ama mantık insanı olan Oğlak olduğunu farzedelim, bu hissettiği şeye verdiği duygusal tepki önce sinirlenip bağırıp çağırmak olabilir ama sonra mantığı ele alıp ''ben de bunu haketmiyorum'' diyerek kendini daha cabuk sakinleştirecek, yoluna gidecektir.
Aynı örnekte ay burcunun akrep olduğunu farzedelim. Bu kez daha yoğun, daha saplanıp kalınmış bir tarz ortaya çıkacaktır. Oğlak'ın tam tersine sinirlenmek yerine içine kapanacaktır, daha derin ve daha uzun düşünecektir. Aynı şeyin karşı tarafın da başına gelmesini ve böylece onu birebir anlamasını dileyecektir.

Görüldüğü gibi bu iki örnekte de odaklandığı konu öz burcundan aldığı haksızlığa tahammülsüzlüğü duygusudur fakat verdiği tepkiler farklıdır. Aynı örneği birçok konuya ve farklı burçlara uyarlayabiliriz.
Küçük Prens kitabında diyor ya: ''İnsan ancak yüreğiyle gerçeği görür, göz hiçbirşeyin özünü göremez'' diye..Astrolojinin burada anlatmaya çalıştığı da bu bence..Daha derine inmeli, yüreği görmeli diyor. Yani, vitrin yanıltabilir, içeri bakmalı ;) Orada bazen daha yumuşak bir kalp vardır, ya da göründüğünün tam aksine sandığınız içtenlikten uzaktır, siz maskeye aldanmışsınızdır..!

Özetle; Ay burcu özelliklerimiz iç dünyamızla ilgili olduğu için bunları herkes kolay bilmez. Ancak içgüdüsel tepkilerimizi ortaya çıkaran bir uyarıcı faktör olduğunda o özelliklerimiz de ortaya çıkar. Ve buna beden dili de dahildir..

''Ee ay burcunu öğrendik, noolcak yani'' diyeniniz varsa,

Öncelikle; verdiğimiz bilinçaltı ve duygusal tepkilerde sizi yöneten burcun genel özelliklerini okuyup öğrenirseniz orada gördüğünüz ve 'a evet, ben de öyle oluyorum' dediğiniz kötü yönleriniz varsa, onları ele alıp biraz daha frenleyebilirsiniz. Çünkü bazen kişiliğinizle çeliştiğini düşündüğünüz anlar yaşayabilirsiniz. Veya tam tersi, duygularınız söz konusu olunca öz burcunuza nazaran daha yapıcı özellikler taşıdığınızı farkederseniz, bunları geliştirip hayatınıza daha çok uyarlayabilirsiniz.
Ayrıca, Ay burcu, insanların aynı öz burca mensup olmasına rağmen neden birbirinden cok farklı olabildikleri sorusunun cevaplarından biridir. Hatta bazen de kendinizi öz burç, yükselen ve ay burcu harmanıyla daha iyi analiz edip kendinize ona göre alanlar yaratabilir, yeteneklerinizi keşfetmekte de fayda sağlayabildiğinden meslek seciminizde bile bu bilgilerden yararlanabilirsiniz..

Bir astrolog da şöyle diyor: ''Ay; duygularımızın mayasıdır, özüdür, kuvvetidir..''

En başta verdiğim hesaplama linkinde bulduğunuz burcun yorumunu okurken burada değindiklerimi düşünüp kendinize göre örnekler vererek okursanız daha kolay algılayabilirsiniz.

Ay aynı zamanda Yengeç burcunun yönetici gezegenidir. Zaten Yengeç de sezgileri en güçlü ve en çok duygularıyla hareket eden burçlardan biridir. Ayrıca anaçtır. Bu sebeple Ay burcu, kadınlara annelik özelliklerinin nasıl olabileceği hakkında da bilgi verir. Mesea bir Yengeç burcu annenin Ay burcu daha katı,  dediğim dedik burçlardan birindeyse bu anaç kişilik çocuğuna öz burcundan beklenen oranda verici, şımartan, bir dediğini iki etmeyen davranışlar sergilemek yerine daha kuralcı ve itaat bekleyen bir tarz benimseyecektir.

Aslında epey geniş bi konu bu bence. Malum duygusal olaylar ve bilinçaltımız çok önemlidir. En aklı başında, mantıklı görünen insan bile duygularıyla hareket edince gözü dönmüş, etrafa zarar veren birine dönüşebilir. Ya da hep çok sinirlidir, katıdır diye tanıdığımız birisi hiç beklenmedik şekilde uysal ve naif duygusal tepkiler gösterebilir..

Benim sizlere aktaracaklarım özetle bunlar..
Bu tip yazılarım, astrolojiyle ilgileniyor olup da detaylı okumaya vakit ayıramayan kişilere bi fayda sağlar belki, bol bol okunmuş ve özetlenmiş hali çünkü bu:) Ama en çok bana yarıyor. Çünkü, böylece ilgi alanım olan bir konuya ait bilgilerimi iyice pekiştirmiş oluyorum ve onlara yenilerini ekliyorum.. Buradan bunu da söyleyeyim dedim işte:)

Yıldızınız hep parlasın;)

Sevgiler,

NeclaK








6 Şubat 2013 Çarşamba

dost.


Bugün benim için hayatta en önemli kavramlardan birinden bahsetmek istiyorum; Dostluk..
Bu konuda, sükürler olsun ki, Allah'ın çok sanslı kullarından biriyim:) Öyle olmayanlar için de üzülüyorum. Hayatta hep eksik kalmışlar gibi , neye sahip olurlarsa olsunlar manasızmış gibi görünür bana dışardan..

Çünkü dost; insanı tamamlar, iyi hissettirir, ışık olur, yol gösterir, acısını paylaşır, yükünü hafifletir, sevinçlerini daha anlamlı kılar, dolayısıyla; kişinin yaşamına daha anlam katar..
Birisi bir yerine küçücük bi zarar verse kızarsın ama sırf dostunla ''kan kardeş olma'' ritüelini gerçekleştirmek için göz göre göre kendini kesersin:) Çünkü (hele de o küçük yaşlarda) dost 'Can'dır..Canının içindedir..Yanında her zaman ''olduğun gibi'' olursun. Bu çok önemlidir! Malum insanlar artık sahtelikten, ikiyüzlülükten yıkılıyor ve ilişkileri de çoğunlukla sadece çıkarlar üzerine.. Dolayısıyla, hayatınızda hala samimiyetine inandığın maskesiz insanlarınız varsa, böyle bir çağda bu artık mucizedir bile denebilir..:)  İki katı sahip çıkmalı!

Hepimizin yasamında sıkıntılı dönemleri olur. Çaresiz, mutsuz, yalnız ya da boş hissederiz zaman zaman.. Bazen, seni bi kavanoza sıkıstırıp kapağını kapatır sanki hayat, bazen de, havada asılı kalırsın 'ne gökte, ne yerdeyim' misali.. Böyle zamanlarda, ailenizden sonra (hatta kimisi daha fazla) en büyük desteği dostunuzdan alırsınız. Kapağı O açar, ayağını yere O bastırır...!
Dost, güç verir..

Mesela, ağlamaktan içiniz çıkmıstır ama yine de sebep her neyse onun içinden çıkılamamıstır bir türlü.. İste o zaman karsında göreceğin yüzü ya da telefonun ucunda duyacağın sesindeki samimiyet, birkaç dakika içinde o gözyaslarını garip bi sekilde kahkahalara cevirebilir:) Bir bakarsınız ki, geçmiste çok eğlendiğiniz bi konudan bahsediyorsunuz ya da o sizi üzen konuyu tuhaf  bi hale sokmusunuz üzerine komik varsayımlar üretip gülme krizlerine giriyorsunuz:) Ve ''iyi ki varsın''la biter o konusma.. İçinden ya da dısından söylersin bunu mutlaka..Bu anları yasayanlar bilir, paha bicilemezdir;) Meseleni çözememiş olsan da, daha güçlü hissedersin. Hallederim dersin, elele verir başarırız dersin, en önemlisi; ''Yalnız değilim'' dersin..! Bazen de birden gözünde önemi azalır o derdin. Diğer şükredecek şeylerin varlığını hatırlatmıştır sana çünkü..
Diyorum ya, iyi bir dost, insanın en iyi yol göstericisidir.

Tabi kötü zamanların yanında, güzel ve özel günler de kiminle paylastığınla alakalı olarak değer kazanır ve dostlarla geçirdiğinde daha anlamlı olur.. (hatta bazen, kötü günlerde yanında olmakla bile aynı önemdedir!)

Herkesin mutlaka arkadaşları olur. Okuldan, işten, mahalleden vs.. Ama uzun süreli gerçek dostluğa dönüştüremeyen ya da dönüşse de çok sağlıklı sürdüremeyenler için (çok ekstra özel bir durum yoksa) genellikle iki sebep vardır: Önceliğin hep kişisel çıkarlar olması ya da yüksek ego!
Bir de şöyle bir seçenek olur bazen; bi sevgili/eş bulan birdenbire başka bir kişiye dönüşebilir. Ya bazı sorunları vardır, en yakınından bile gizlemek ister, kendi de o yüzden gizlenir. Ya da, dünyada artık kendisine tek lazım olan insanı o bulduğu kişi sanır, gerisine artık ne gerek vardır, o dünyanın merkezidir, herşeyidir, o yoksa, o da yoktur, kendini onunla var etmiştir..:P E biraz abarttım tabi ama vallahi yok değil öylesi de yani :D
(İlkini biraz anlayabilirim belki  --bazı insanlarda, kendi seçimleriyle ilgili bir sorun söz konusu olunca kabullenememe ve kimseyle paylaşmama hastalığı vardır çünkü-- ama ikinci tip insandan pek hazetmem!)
Zaten bence, sevgiliniz ya da esinizle de herseyden önce iki iyi dost olmanız gerek ki, birbirinizi daha iyi anlayıp, zıt görüs ya da huylarınıza daha kolay tahammül edebilesiniz.. Ama tabi yıllardır söylenen, bilinen, filmlere konu olan o meshur ''kız arkadaslar dayanısması'' her zaman eslerin arkadaslığı durumunu döver bence;) o da ayyrııı.. Gerçi, kadınlarınki dillere destandır ama daha yoğun ve hassas yasadıkları için bir yandan da, her zaman daha düz görünen erkek dostluğuna karsılık daha risklidir. Çünkü yaradılıs gereği daha kolay incinebilirler. İhmalkarlığa, yalana ve sözlerin tutulmamasına karsı daha hassastırlar..Erkeklerde bu tip duygular pek yoktur malum. Birbirlerinin ağzını burnunu kırıp sonra beraber içmeye gidebilirler mesela;) Biraz küfür ederler, geçer:) Ama yoğunlaşmak iyidir. Gerçek dostlar bunun yan etkileriyle başa çıkar nasılolsa;) ''Gerçek''se tabi..!

Ego mevzuuna geri dönersek; hepimizde varolan ama kimi zaman bizi ele geçiren o muhhteşemm egomuz, bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da bize kayıplar verdirebilir! Ya da kendimizi daha fazla geliştirmemizi ve bazı yönleri yontmamızı sağlar. Yani kişiye ve önceliklerine göre fayda ya da zarara dönüşür. ''Gerçek'' dostluk her zaman faydadan yanadır, ortayı buldurur.. Malum, hepimiz geçtik o sınavlardan, artık yemeyiz bu yaştan sonra ;)
(Ha bir de yaş demişken, 30'lara gelmiş ama bi türlü büyümeyen, şımarık çocuk gibi kalmış kişiler de vardır etrafınızda kesin. İşte onlar var ya, belki iyi niyetlidir ama adamı yorar! Nazik bir mesafede durmanızı öneririm, tecrübeyle sabittir:P)

Jackson Brown isminde bir yazar şöyle demis: ''Hayatınızın kalitesini, hayatınızdaki insanların kalitesi belirler.'' Oldum olası severim bu sözü. Çok şeyi özetler bence! Dost, bazen de kişinin aynasıdır.. 
Tabi burda kaliteden kasıt, ne kadar zengin olduğu, ne yediği,ne giydiği, hangi okullarda okuduğu değil.. Yüreğinin ne kadaaar kocaman olduğu:), vicdan ve vefadasındaki zenginliği, fedakarlığı, ne derece ahlaklı ve güvenilir olduğu, hangi güzellikleri seninle paylaştığı, hangi kötülüklerden kurtulmana destek olduğu, koşulsuz sevginin ve saygının ne demek olduğunu ne kadar bildiği...

'En büyük zenginlik gerçek dostlara sahip olmak' mış.. Doğrudur! Bazısı çok parası olunca onu bile satın alabileceğini sanıyor ya.. Ne kadar da acınası..!

Ve Nietzsche diyor ki;

''Sizin dostunuza verdiğiniz kadarını ben düşmanıma dahi veririm!'' 

Yani ''öyle dostluğu ayağa düşürmeyin, acayip ilişkilerinizin adını dostluk koymayın, efendi olun'' diyor:)

Haydi hoşçakalın,
dostçakalın..


NeclaK