14 Kasım 2014 Cuma

Necla'nın iç açıcı yolculugu:)


İsmimi rahmetli babam koymuş. Onca seçenek varken 'Necla' aklına nerden gelmiş bilemiyorum. Acaba ilk aşkının adı falan mıydı diye düşünmüyor değilim bazen;) Ve hep merak etmişimdir, 'ne demek olduğunu bilerek mi karar verdi acaba' diye? Çünkü kız ismi olarak kullanılmasına rağmen, Arapça bir kelime olup,  ''Oğul, Soy, Erkek evlat'' anlamına geliyormuş. Ve ben dünyaya bıraktığı tek can olarak o soyu kurutmaya doğru gidiyorum. Yani; ismi bilinçli koyduysa kemikleri sızlıyordur şimdi adamcağızın ;)
Gerçi bu çağda insan biyolojisi değişti. Her yaşta anne olmak kolaylaştı. O yüzden ortalama 3-4 senem var hala soyağacımı dallandırabilmek için:)) Kadere de inandığımıza göre; 'why not' yani;) Neyse; buraya 'Nasip, Kısmet, Hayırlısı' üçlüsünü koyup geçelim. Ama bir gün bi bebişim olacaksa erkek olacak, hissediyorum:) Minik Ali..

***

Yarını Allah biliyor fakat dünümüze dönersek; ismimin 'oğul' anlamının hakkını epey veren bir ergenlik ve genç kızlık dönemi geçirdiğimi rahatça söyleyebilirim:)  Az sayıda kız arkadaşı olan, daha çok mahallenin oğlanlarıyla top oynayan, dolabında sayılı eteği bulunan, cinsiyetinin doğası gereği buluğ çağlarında makyaja, süse püse merak salmak yerine, kıçında bi kot pantolonla macera peşinde koşan, hep kısacık Zeki Müren tipli saçlarıyla gezen bi sokak çocuğuydum:) ''Erkek gibi kız'' deyişinin karşılığı yani..
Allah'tan 21'imde bankacı oldum da, biraz kadına benzemeye başladım:) Topuklu ayakkabıyla tanıştım mesela. Üstünde durduğun süreye göre eziyete dönüşebilme olasılığı yüksek olsa da güzel bişeymiş dedim, sevdim. Seksi falan yani.. uuww beybiii.. ;) Sonra 23 yaşımda da yalnız yaşamaya başlayınca yemek yapmayı öğrendim. Hele de ütü ve temizlik işleri kadın olduğumu çok fena hissettirdi bana yıllardır :)) Çok yol aldım yani, artık epey giderim var ;)

Tabi sadece dışardan görünen halim değil, ruhum da o 'erkek gibi' tanımına göreydi hep: Mert, gözü kara, cesur bir çocuktum. Ama gel gör ki, aynı anda fazla duyarlı ve duygusal bir kişilik olduğumdan çabucak yaralandı hep ruhum. Konu veya kişilere haddinden fazla değer yükleyerek kendime birçok zarar verdim ve zarar verilmesine de kolayca izin verdim bu sayede.. Yaralarım kabuk bağlayamadan tekrar tekrar kanadı, kanatıldı!
Ve dolayısıyla, içimdeki güçlü yanlarla tezat düşen bu haller yaşamımda her zaman en büyük handikapım ve en derin üzüntülerimin müsebbibi oldu..

***

Bir süredir kendimle ilgili bu mevzuya kafa yoruyorum. Açıyı değiştirdim, dışardan baktım, bol empati yaptım, bazen inziva yaşayarak, bazen sosyal yaşama karışarak yakın ya da uzağımdaki insanları gözlemledim ve o hiç bitmeyen iç yolculuğumun yönünü bu alana yoğunlaştırdım. Ve yakın zamanlarda, son yıllardaki 8537. hayal kırıklığımı -tabir-i caizse son kazığımı- da her zamanki ''vay bee, hakkında ne kadar da yanılmışım'' repliğimle yaşayınca, tepemde bir ampül yandı ve dile geldi: ''Öyle şaşkın ördek gibi bakacağına, artık bu kısır döngüye bir son ver!'' dedi bana!!
Yani; sanırım köprüden önceki son çıkışı yakaladım artık.. Eski yaralarım kuruyarak dökülüyor ve yenisine hiç kolay izin vermeyeceğimdir. Çünkü; bıktım! Çünkü; kabuğum sertleşti! Çünkü; öfkeliyim! Ama bir başkasına değil, kendime karşı öfkeliyim.
Duygularımı kontrol altına almayı öğrenmekte bu kadar geciktiğim için..
Gözyaşımı hakedecek daha anlamlı hüzünler varken, çoğu kez yersiz ve haddinden fazla akıttığım için..
Bazısını yanlış yere konumlandırdığım veya konumlandırıldığım yeri bilemediğim için..
'Özverili Olma' hali *hep* tek taraflıysa onun adının 'Gerizekalı Olma'ya dönüştüğünü, İnsanoğlunun bencilliğini, ve de Doğru/adil olanı değil işine geleni yapıp/söylediğini sık sık unuttuğum için...
Çok öfkeliyim.!

Ve; yaşamımdan geçerken bunları bana -canımı yaka yaka- öğretip, sonunda bu kabullenişe ulaşmamı sağlayan herkese selam olsun. Teşekkürü borç bilirim!! İç yolculuğumun içini açtınız...

***

Özetle; ben kendime mutluluğun resmini çizdim, şimdi de o taslağı şekillendiriyorum:) Yanımda olmak isteyen boyalarını kapsın gelsin, bi fırça da o atsın;) Ve Candan Erçetin'in o şarkısındaki gibi;

''Gelenin de,
 Gidenin de,
 Dönmeyenin de,
 Canı sağolsun...''


NeclaK


''Bu kadar ucuz mudur insan hayatı? Değmeyecek geçici şeyler uğruna harcanacak kadar...'' Platon







2 Kasım 2014 Pazar

Sabır!



''Hayat kısa / Kuşlar uçuyor..'' Neden? Çünkü konacakları dal kalmadı hayvancıkların. Kestiler hepsini! Onlar da boyna uçuyor işte..

Evet, anlaşıldığı üzere memleketteki bu gidişe isyanım var! İnsanlara yapılan fiziksel, ruhsal, her türlü bireysel/toplumsal haklarla ilgili eziyetleri zamanla çok olağan şeylermiş gibi sindirmemizin, birer makinaya dönüşmemizin beklentisi yetmiyormuş gibi, bu tip doğa katliamlarıyla da aldığımız nefesin kalitesini düşürerek, alabildiğimiz(!) kadarıyla yetinmemiz isteniyor. E tabi, yetinmeyi bilmek önemli mesele! İktidar sahipleri çok dindar ya, böylece bizlere şükrü ve sabretmeyi öğretiyorlar.. Mesela;

* 'Yeni Türkiye' sloganıyla yola çıktık, zulüm şeklinde level atlıyoruz..Şükür..!
* 21.yüzyılda yaşıyorken(!) şehirlere metro ve yeni yollar yapılması çok acaip, ekstra, beklenmedik bir olay! Varsın diğerleri uzaya gitsin, bizim için bunlar hizmette uzay zaten.. Şükür!
* Gerçi düşünüp taşınıp bizlere maaş diye belirledikleri o paralar 18.yüzyılın geçim şartlarına uygun ama olsun.. Sabır!
* Ağır, riskli ya da erken müdahale gerektiren hastalıklara sahip olanlara ise, özel hastanenin kapısından geçemeyeceği için devlette sırasını beklerken hala ölmediği için, hem Şükür, hem Sabır!!

Bunlar sadece bir kısmı. Daha naapsın bu devlet bize? Şunları yazarken bile maneviyatım yükseldi valla..!!

Bu sabah arkadaşlarımla kahvaltıdaydık. Son keyif çaylarımızı içerken gazetelere bir göz atalım dedik. Ama ne keyif! İlk sayfada malum surat, resminin altında da her zamanki malum cümlesi: ''Sabrımızın sınırı var!'' Özellikle son yıllarda en çok duyduğumuz, sayısı ortalama 15 civarlarında olan sabit laflarının listesinde ilk 3'e girer bu bence.. Ama benim Top 10 listemde 1 numara: ''En iyi biz biliriz, biiizz'' beyanıdır. O dağarcık, o birikim, o özgüven..! İnsana 'Hey maşşallahh' dedirtiyor adeta!!

***

Ben siyasi içerikli yazı yazmayı hem ilgi alanım olmadığı, hem fazla bilmediğim, hem de -anladığım ve farkında olduğum kısmında- hiçbirine inanmadığım için tercih etmem. Gerçi zaten olan biten fazla derin bilgiye ihtiyaç duymayacak şekilde gözümüzün önünde. Üstüne daha ne eklenir ki? Ama gerçekten insanın 'sabrının bir sınırı var'!! Doluyor, taşıyor, doluyor, taşıyor.. Giderek azalan umut, paylaşınca biraz çoğalır gibi geliyor işte bazen..
Ama insanların sosyal medyadaki; içeriği güya 'duyarlılık' göstergesi olan mesajlarının sadece cahilce içini dökme, küfredip rahatlama, bir 'tık'la paylaşıp aynı saniyede mevzuyu unutma ve o -saygısızca- sabit fikirli hallerinden de içim şişiyor!
(*Tabi bunları, temel, genel geçer değerlere sahip, kendisinin ya da beğendiği başka birinin fikrini, önerisini paylaşan, yüzeysel karakterde olmayan kişileri tenzih ederek söylüyorum*)
Adam bir şehit annesinin acılı yüzünün fotoğrafını koyup üstüne 2 kelime sallıyor, vatandaşlık görevini tamamlıyor. 1 dakika sonra 'gerçek' duyarlı biri onu görüp, belki de etkisiyle gözyaşı döküyorken, o açıyor Instagram'ı koca memeli yabancı uyruklu bi hatun bulup onun fotoğrafını 'like'lıyor. Hooop, kafa değişiyor, meseleler bitiyor..!! 

***

Uzun lafın kısası; bence bu 'Yeni Türkiye' bebeğimizin göbek adı: ''Müteahhit Cumhuriyeti'' konulsun. Ali Ağaoğlu da manevi babası olsun. Çıtır sevgililerinden birine de 'Anne' deriz. Kendimize birer oksijen maskesi alır, metroya bineriz ziyaretlerine gideriz arada bir. Onlar rezidans yapar, biz kerevetine çıkarız. Öyle mutlu mesut yaşarız.. Çocuklarımız büyüyünce de onlara Instagram'dan ağaçların fotoğraflarını gösteririz, ufo görmüş gibi bakarlar..

Hoop, bakın benim kafa da değişti.. Yandı devreler..

***

Hiçbir şey bir anda iyi olmayacağı gibi, bir anda kötü de olmadı. Kimimiz -işimize öyle geldiği için- bilerek, kimimiz de bilmeyerek izin verdik/veriyoruz belki de! Hepimiz bireysel olarak biraz bunun üzerinde düşünelim derim..! 

Kavuşma hayalim; Medeniyet,
Allah'tan dileğim; Sabır!


Güneşli günler,

NeclaK