Cumartesi geceleri evde isem (-ki bu hiç hazetmediğim bi durum ama oluyor işte:P) ve biraz da keyifsizsem TV karşısına yayılıp şöyle eğlenceli bişey bulup izleyeyim bari derim. Kendimi resetleyeyim, beyni boşaltayım falan.. Fakat çoğunlukla, artık insanı kusturacak kadar fazla sayıda olan o goygoycu yarışma programlarından başka birşey bulamam..
E geriye kalan diğer seçenek de genellikle canımız ciğerimiz yerli dizilerimiz olduğundan normalde takip etmiyor olsam da ilk rastladığımı açıp öyle boş boş bakarım bazen. Oradaki bazı yanlış anlama zincirleri, 100 yıl saklanıp sonra kapı arkasından öğrenilen büyük sırlar, sabahtan akşama kadar evin içinde 150 metre topuklu ayakkabıyla gezen full makyajlı, mini etekli ev kadınları ve benzeri çok olağan (!) haller beni eğlendirebiliyor. Fakat biraz da trajikomik olduğu için içim de sıkışıyor hafiften..
İyiler gerizekalı polyanna seviyesinde saf, kötüler ise şeytana papucunu ters giydirecek derecede tehlikeli birer psikopat. Ortası yok! Sıfır gerçekçilik, sonsuz saçmalık..
Diğer alternatif de müzik kanalları. Her biri kendini sıradışı bir iş yapmış sanan fakat ne yazık ki birbirinin aynısı olan şarkılar ve onlara çekilen video klipler! Klip kızlarının hepsinde aynı cilve, aynı naz, aynı figür.. Hatta, biraz daha açık konuşursak; aynı popo, aynı meme olarak da çevirebiliriz onu. Bu sergileme biçiminin adının dans konması da bu olayın trajik kısmı tabi.!
Hal böyle iken kanallar arası zap seyahatimin sonunda mağdur olup, eğlence amacıma ulaşamadan nihayetlendirdiğimi sanmayın. Benim böyle anlar için harika bir B planım vardır her zaman: Azeri TV!
Onu açıp birkaç replik dinledikten sonra hayata bakış açım değişir, içim bir neşe dolar:)) Akıl sağlığını korumak için hayatında her yolu denemiş bir insan olarak söylüyorum: içeceğiniz hiçbir antidepresan ya da gideceğiniz hiçbir psikolog üzerinizde bu etkiyi yapamaz! Herşeyi unutturması sadece 10 saniye :)
Mesela yakın zamanda rastladığım bir filmden 2 replik yazayım size:
Kadın: - O menim münasebetlerimin en yahşisiydi.
Diğer kadın: - Hee, seni anlirem..
...
Kadın : - Seni terkeyliyorum.
Adam: - Öyle mi diyirsen?
ve birçok benzerleri.. :))
Geçen sene Siyah Kuğu filmini vermişti. Ben öyle çok acayip bayılmamıştım izlediğimde ama güzeldi. Aldığı ödüllerle de kendini kanıtladı zaten. Ama Azerice çeviri ile izlediğimde filmin konusu, içeriği, anafikri, herşeyi farklılaştı gözümde:) Mesela normalde başroldeki abla şizofren bir balerin iken, birden gayet aklı başında, çalışkan, tatlı, neşeli bi kızcağız haline dönüştü. Bu lisanın çevirisiyle izleyince algıyı o derece değiştiriyor yani, düşünün artık:) Bir dans provası sahnesinde, o karizmatik eğitmen abimizin ağzından dümdüz bi ses tonuyla: ''hmmm.. göözeell.. yahşii.. afariin, davaamm.. '' gibi kelimeler duymak konsantrasyonu ufaktan bozuyo tabi :))
Aranızda Azeri falan varsa kızmasın bana. Zira, Türkçe ile arasındaki fark bizim taraftan epey komik oluyor. Sizin deyiminizle; ''çok yahşi, çok gülmeli''. :) Julia Roberts'ın ağzı ''i don't know'' derken, ''men ne bilem'' şeklinde bir çeviri duyup da gülünmez mi yaw? :)
Diyeceğim o ki; bu kanaldaki neşe garantisi hiçbirinde yok:) Diğer bahsettiklerim de komik bulunsa da biraz çekirdek çıtlayıp, olanı biteni 10 dakka eleştirip, gülüp geçersiniz ancak. Ama burdaki eğlence iz bırakıyor:) Azerice kesinlikle lisanların Messi'si:)
Bu arada; hep çok beğenilmiş, önemli ve bol ödüllü filmleri veriyor. Boru değil yani:P Soğuk ve yalnız Cumartesi gecelerinizde siz de izleyin derim ay balam:)
Özünüze yahşi bakın ;)
Sevgiler..
NeclaK


