3 Şubat 2014 Pazartesi
yaşama hakkı!
''Dünya bir sahnedir. Ve bütün kadınlar ve erkekler sadece birer oyuncu '' demiş Shakespeare.
Bu sözle benzer manaya çıkan farklı ifadeler kullanılmıştır yüzyıllardır.. Önemli bir düşünür başka türlü söyler, kutsal kitaplar başka türlü, yaşam tecrübesi bol insanlar başka türlü.. Ama nihayetinde anlatılmak istenen şey özünde aynı: Geldik, gideceğiz.. Ve benim bu kokuşmuş dünya ile ilgili en çok sorguladığım şey; bu kadar kötülüklerle dolu bir düzenin içine neden gönderilmiş olduğumuzdur..?
Bu bir oyunsa, neden oynuyoruz? Bir sınavsa, neden girmek zorundayız? Bu mücadeleyi sürdürmek zorunda olmamızın sebebi ne? ''Yaşamak'' kelimesinden anladığımız ne? Bunca acıya tanık olmak zorunda bırakılıyorsak, bize sunulan şeyin adı ''yaşama hakkı'' değil de ''yaşama haksızlığı'' olmuyor mu? Malum binlerce yıldır kimse üstlendiği rol ile ya da sınavda aldığı puanlarıyla dünyaya mutlak iyiliği getirmedi, getiremeyecek..
Belki bireysel olarak fayda sağlayan sonuçlar alıyoruz. Bu dünyada mutluluk hissi ve haz veriyor ve öteki dünyada da -inançlarımıza göre- alacağımız karşılığına hazırlıyor. Ama dünyaya adalet sağlamıyor işte..Yani bu durum bizlere ''7 milyar insanın içinde ol ama hep yalnız sen varmışsın gibi hareket et'' demiyor mu bir nevi? Halk arasında kullandığımız tabirle; ''kendini kurtar, etliyi sütlüyü boşver'' söylemindeki gibi..
Evet. İşte dünya tam olarak böyle bir yer..
***
Oluşumundan bu yana dünya üzerinde hep savaş var, kin var, ötekine karşı nefret var, çıkarlar uğruna kendi ulusu ya da diğer ulusları ve insanlarını yıkıp geçirten hırslar var, tüm dünyanın elele verip çözmesi gereken bir sorun olmasına rağmen Afrika'da çocukların açlıktan ölmesini öylece izleyen süper(!)güçler var, düzene karşı söyleyecek bir sözü olduğu için 19 yaşındaki evladının bir gece polis tarafından öldürüldüğünü öğrenen anne var...!
Halbuki o anne ne umutlarla getirmiştir onu dünyaya. Geldiğinde nasıl tarifsiz bir mutluluk yaşamıştır. Bebekken öğle uykusuna yattığında bile özlemiştir onu.Yanına gidip koklamıştır bir süre. O parmağını incitse annenin daha çok canı yanmıştır.. Ve o bebeğin sağlıklı olduğunu bilerek geçirdiği ''huzurlu uykusuz'' geceler bir günde yerini ''sonsuz acıyla dolu uykusuz gündüzler ve geceler''e bırakıyor...Ve elden hiçbirşey gelmiyor!
İşte dünya tam olarak böyle bir yer..
***
''Bu kirli dünyaya bir çocuk getirmek istemiyorum'' cümlesi hepimiz için çok tanıdık. Yıllardır ben de duyar ve 'bunu söyleyen kadın içgüdülerini ameliyatla aldırmış olmalı herhalde' derdim. Gülüp geçerdim. Çocuk hayattır, hayatın en büyük gerçeğidir, anlamdır, neşedir... derdim!..
Oysa şimdi, çocukları çok sevmeme rağmen, bir kişinin daha bu korkunç düzen içinde nefes almasına vesile olmak düşüncesi beni korkutuyor. Yani artık ben de istemiyorum, isteyemiyorum...Çünkü, bu her geçen gün daha da kötüleşen düzen ''hep BEN, sadece BEN'' diyenler dışındaki herkesi yutacak gibi geliyor. Ölümden sonra, iyi insanlar için hazırlanmış bir cennet vardır belki ama cehennemi merak edip sorgulamaya gerek yok bence. Zira; tam üzerindeyiz..!
Ve insanlık yıllardır ''Başka gezegenlerde hayat var mı?'' sorusuna cevap arıyor, sanki bu dünyada bulmuşuz gibi...
***
Benim babam gençliğinden beri kalp hastasıymış. Kısa ömrü hep hastanelerde geçmiş. Doktoru ona evliliği bile yasaklamışken o evlenip üstüne bir de 2 tane çocuk sahibi olmuş.Biri 6 aylık bebekken hastalıktan ölmüş, diğeri de babasının yüzünü sadece elinde kalan 2 soluk fotoğraftan izlemenin üzüntüsüyle bir ömür yaşıyor.. Cehaletten ve imkansızlıklardan yitirdiğim bir abim, tanışamadığım ama hep özlediğim bir babam var.. Yanyana yatıyorlar uzaklarda bir yerde...
İşte dünya tam olarak böyle bir yer..
NeclaK
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
YanıtlaSil