29 Kasım 2013 Cuma
İş Hayatı.. (buna hayat denirse:P)
Astrolojiye olan ilgim herkesce malum. Ama gazete köşelerinde yazanlar pek bir araştırmaya dayanmaz genelde, o da malum. Sallamadır çoğunlukla.
Orada birkaç genel başlık vardır: Aile hayatı, Aşk hayatı, İş hayatı vs. Bunlara 5 üzerinden puan verirler. Bu hafta Kovalara aşkta 3 yıldız, aile ilişkilerinde 4 yıldız gibi.. İş hayatını ben size söyleyeyim hiç boşuna oralarda oyalanmayın. Direk: 1 yıldız..Sabit!
Birbiriyle alakası olmayan bin çeşit farklı kişiliği, farklı bakan, farklı gören bir sürü insanı bir araya topla, sonra 10 numara 5 yıldız iletişim ve performans bekle. Yok öyle birşey. Yalancısı orda, satıcısı orda, agresifi orda, tembeli orda, komplekslisi orda. Dalkavuklar başköşede, onların bağımlısı patronlar&müdürler de onların kucağında..
Bütün gezegenler elele verse, kendi etrafında dansetse de o topluluktaki ego savaşları bitmez anacım. Hoplayıp zıplasan da bitmez, kuş tutsan da bitmez.. Bitmezoğlu bitmez...
İyi, saygılı, mantıklı davranan insanlar da var tabi..Ne mutlu onlarla çalışabilen seçilmiş azınlığa:) Kendi gibi olmayan grupların içine düştüğü takdirde zayii olur gider o zavallıcıklar:) Ömürleri bu yamuk düzen içinde emekliliğe gün sayarak geçer..Ve genelde çabuk yaşlanır onlar:)
Geçenlerde yakın bir dostum '' 'Suskunluğum asaletimdendir' olayı var ya, kıvırmaktan başka bişey değil'' diye tweet atmış. Çok doğru tespit, bence de aynen öyle..
İnsan ilişkilerine dair genel olarak yaşamımda Mevlana'nın görüşlerini benimseyen ve uygulamaya çalışan biri olarak, bu sözünü çok severim aslında ama orada kısaca 'çirkefle bir olma' diyor bize o meşhur hazret..'Ben lafımı ortaya kodum, sen işine geldiği gibi kullan evladım' demiyor. Tabi bu sadece iş hayatında mı oluyor? Hayır. Yaşamın her alanında geçerli.. Ama yaşamının diğer alanlarında seni üzen, ezen, yalan söyleyen insanlardan uzak durma, kendini koruma lüksün var, iş hayatında yok.. Her sabah gideceksin, o suratı göreceksin.Ve görür görmez ne diyeceksin? Tabi ki: ''Akşam olsa da gitsek!'' :)
Mesela bazen, elindeki klavyeyi kafasına geçirmek, burnunu zımbalamak, yüzüne poşet dosya kapatıp nefessiz kalmasını sağlamak gibi sevimli(!) hislerle dolu olduğun bir yellozun karşısına geçip nazikçe 'Ayşe hanım ben o listeyi size mail attım'' gibi bişeyler diyecek, maili de 'iyi çalışmalar, kolay gelsin' diye bitireceksiniz. Neymiş, Profesyonel İş Yaşamı!
Ve o arada iç ses: ''Kolay değil zor gelsin, çalışama bi daha. O yolladığım liste var ya............'' İşte öyle uzar gider o listeler. Boşluğu siz doldurun!
''Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım!''
Ee Ayşe vuruyo ya işte..
İşi değiştirdin diyelim, yenisinde de var onlar. Onlar her yerdeler:) Özellikle bizim ülkemizde.. Saygıyı az bilen, merkezinde sadece kişisel çıkarları olan, özgüveni yerlerde büyük bir gürühla başbaşayız malesef.. Vicdandan bahsetmiyorum bile. Haksızlığa kalbiyle susar, doğrulara ağzıyla susar, yanlışlığa beyniyle susar..
Suskunluğu asaletinden sonuçta adamın.Naapsın? Şehzade torunu o :)
Velhasıl; sizi bilmem de, ben iş hayatına karşıyım:) Hem ne o öyle, kızlı-erkekli birarada! Yakışıyor mu hiç? cık cık cık. :P Ama paşa dedem miras paylaşımı sırasında beni unutmuş, o yüzden mecburen gidip geliyorum işte:)
Bence evlatlarınıza bir iyilik yapmak istiyorsanız, onlara kendi işlerinin sahibi olacakları bir zemin hazırlamak için uğraşın. Ya da işe gitmenin çekilir olabilmesi için çoook sevdikleri, tek hayali olan işi yapabilmesi için destekleyin, onu gerçekleştirsin. Onlardan ömür boyu alacağınız duayla cennet garanti valla, diyim ben size..:)
Son girdiğim 5857. işimdeki patronuma sesleniyorum: Tatlısın sen, tatlı kal:)
Hepinize hayırlı işler:)
NeclaK
26 Kasım 2013 Salı
'O Ses' ben değilim..
Ben de istiyorum o yarışmaya katılmak. O janjanlı yolda, 'The Final Countdown' şarkısı eşliğinde havalı havalı yürüyüp sahneye çıkmak ve Murat Boz'un butona basıp 'bana geeell' diye bağırması.. Tek hayalim bu. Dalyan gibi çocuk vallahi billahi:)
Tamam sesim güzel olmayabilir ama siz bir de beni elektrik süpürgesi çalışırken görün. Bir Mihriban söylüyorum, yerlerdeki tozlar dolapların arkasına saklanıyor. Hissediyorum ben yani, bi potansiyel var :P
Ayrıca, bi zamanlar bi müzisyen sevgilim vardı. (Aslında baletti ama sonuçta konservatuar okumuş işte, müzisyen sayılır) O bana hep çok iyi bi müzik kulağım olduğunu söylerdi.
Ne? Kulak yetmiyo mu? Off, tamam be tamam.. 'O ses' ben değilim..:/
Evet, şimdi ciddileşiyorum ve en büyük ve gerçek yeteneğimi açıklıyorum sizlere. Çocukken süper Zeki Müren taklidi yapardım. Rakibim yoktu. Hala yaşayan bir şahidim bile var:) Soldan sağa fırçalayınca aynı onunki gibi olabilen saçlarım vardı çünkü:) Ama elimi tutan olmadı işte.. E tabi ben de içime kapandım haliyle..
Aslında burdan bağlanmaya çalıştığım konu; Çocukluğum.. Yukarıdaki tüm acayip saçmalamalarım bu sebepleydi:)
0-7 yaşlarım arasında 4 ev, 4 ilkokul hatta 2 aile değiştirmişliğim var. Hazır hal böyle olmuşken zamanla soğukkanlı bi katile dönüşebilmek için yeterli altyapım vardı aslında ama niye böyle duygusal ağlak bi kızcağız oldum o kısmını hala çözemedim. Çok daha heyecanlı bi yaşamım olabilirdi. Sen git, dünyadaki henüz 7. yılında 12 ciltlik ansiklopediye anca sığacak olaylar yaşa, sonra git normal normal okullarda oku, işe gir, eve git-gel falan. Herkes gibi yani..! Vallahi olacak iş değil, hiç haketmedim bence..Papa'yı vurup sonra kendimi Mehdi ilan edebilirdim mesela. Ya da en azından bi uyuşturucu bağımlısı, alkolik, kleptoman, şizofren falan..
Onlar da olamadım, 'O ses' de.. Ooo shit..
Tabi herhangi bir sansasyona ya da reytinge imzamı atamadım diye çok da normal kaldığımı düşünmeyin. O içe kapanıklığım fazla sürmedi. 1-2 sene içinde bitti:)
Biraz açılayım diye bizimkiler bana bi arkadaş buldu getirdi. 'Bak' dediler 'bu arkadaş'.. Çık o saklandığın yerden de kaynaşın, oynayın. Baktım, kumral saçlı tombiş bi kız. Fıldır fıldır bi fırlama. Daha 6 yaşında ama okumayı yazmayı sökmüş, ağaçlardan inmiyor, şişko oğlanları dövebiliyor falan. Öyle acayip bişey. Ben de 20 kiloluk sıska bişeyim o zamanlar, korktum tabi:)
Ve o gün dedim ki; daha güçlü olmalıyım, hayat zormuş! Ya dayak yiycem, ya uyum sağlıycam. Tabi ki ikinciyi seçtim ve ben de onunla ağaca çıktım:)
Asıl macera burda başladı. Ben her akşam eve dizleri kanamış, dudağı patlamış gidiyorum, bizim kıza hiç bişey olmuyor. Çelik gibi. Ve illa bana da öyle olmayı öğretecek. Seviyo beni. Manyak mı ne? Git çocukluğunu yaşasana bi mızmızla uğraşacağına:)
İp atlıyoruz, düşüyorum. Bisiklete biniyorum, düşüyorum. Ağaçtan düşmeyi bırak, ikinci daldan yukarı çıkamıyorum. Olmuyo, olmuyo.. Diyo ki; ''yaparsın. bak elini şöyle koy, ayağını şöyle yap. daha çok yemek ye'' falan.. Barış Manço mübarek..
Gidip mahallenin serserisine aşık oluyorum, hemen bi iyi niyetli yaklaşımlar, ay ne güzel diye duygularımı paylaşmalar. ''O da seni seviyor''lar falan. Halbuki desene; 'bırak o manyağı, kafayı mı yedin'. Yok.. Nerdee.. İlla destek, her türlü..
E artık büyümeye de başlamıştık tabi. Herşey için çok geçti. Atsan atılmaam, satsan satılmam :)
Yani; son yıllarda artık kendisiyle sosyalleşememekten şikayetçi olsam da sosyal kişiliğimi ona borçluyum galiba:)
Bence, ilk dost ilk aşktan daha önemli..
Yıllar içinde, benim gibi her an 'Allah canımı alsa da kurtulsam' motivasyonunda birisine, bıkmadan Polyanna kıvamında ve sabırlı davranan, başka sağlam dostlarım-kardeşlerim de oldu tabi. Bana hala nasıl tahammül ediyorlar bilemiyorum ve buradan kendilerine seslenmek istiyorum:
Allahtan sayınız 3-5'i geçmiyor, ancak başa çıkabiliyorum sizle valla..Bi gün de demiyonuz ki, ''senden bi mok olmaz arkadaşım'' diye.. Hep gülücüklü, hep pozitif falan.. Iyykk.. Sayenizde içimdeki çocuğu öldüremedim gitti.:P
Velhasıl, çok bi yol almadım. Neye el atsam 'yapamam, bitiremem, beceremem' sandım hep, hala da sanıyorum galiba. Ama hep elele verince bir şekilde ilerlenebildiğini gördüm.. Bir de, eskisi kadar önemsemiyorum. 'Olduğu Kadar, Olmadığı Kader' felsefesini kısmen oturttum yani, eksik kısmını da terapistimle tamamlayacağız inşallah:)
O tombik kız yıllar içinde nasıl biri oldu derseniz, ben açıldıkça o kapandı. Bi duruldu. Şiir yazan, derin düşünen, istikrarlı ve dingin bi hayat süren birine dönüştü. Hep benim suçum! Emdim bitirdim hayat enerjisini.. O girişkenlikle çok farklı yerlere gelebilir, 'O ses' O olabilirdi:))
Acaba benimle zorla arkadaş ettirildiği o güne lanet etmiş midir ki hiç? Hemen arayıp sorucam. Evet derse, 30 yıllık mazi falan demeyip, çok ağır konuşucam..
Zaten müzik kulağı bile yok, hıh! ;)
Şimdilerde evde kendinden bir tane daha büyütüyor. Çocuk 1,5 yaşında ve bana sürekli 'ejjla teyze boşşveerr' diyip duruyor. Aman Allahım! Kabus bu! Misyon edindiler ana-kız :)) Seneye kalmaz onunla ağaca çıkmaya başlıycam sanırım:P
Zaten sürekli de şarkı söylüyor. Belki de O ses O'dur:)
Her zaman kulak verdiğimiz o meşhur iç sesimiz var ya, o sadece bizim değil; çok sevdiğimiz ve hep içimizde olan insanlarımızın da biraz.. Pepee'nin Şuşu'su gibi:)
Ve sıradaki şarkı bu yazıyı okuyan herkese geliyor:
''Önemli olan oyun oynamak,
Sen üzülme Pepee, eğlenmene bak..'' :)
Sevgiler..
NeclaK
Tamam sesim güzel olmayabilir ama siz bir de beni elektrik süpürgesi çalışırken görün. Bir Mihriban söylüyorum, yerlerdeki tozlar dolapların arkasına saklanıyor. Hissediyorum ben yani, bi potansiyel var :P
Ayrıca, bi zamanlar bi müzisyen sevgilim vardı. (Aslında baletti ama sonuçta konservatuar okumuş işte, müzisyen sayılır) O bana hep çok iyi bi müzik kulağım olduğunu söylerdi.
Ne? Kulak yetmiyo mu? Off, tamam be tamam.. 'O ses' ben değilim..:/
Evet, şimdi ciddileşiyorum ve en büyük ve gerçek yeteneğimi açıklıyorum sizlere. Çocukken süper Zeki Müren taklidi yapardım. Rakibim yoktu. Hala yaşayan bir şahidim bile var:) Soldan sağa fırçalayınca aynı onunki gibi olabilen saçlarım vardı çünkü:) Ama elimi tutan olmadı işte.. E tabi ben de içime kapandım haliyle..
Aslında burdan bağlanmaya çalıştığım konu; Çocukluğum.. Yukarıdaki tüm acayip saçmalamalarım bu sebepleydi:)
0-7 yaşlarım arasında 4 ev, 4 ilkokul hatta 2 aile değiştirmişliğim var. Hazır hal böyle olmuşken zamanla soğukkanlı bi katile dönüşebilmek için yeterli altyapım vardı aslında ama niye böyle duygusal ağlak bi kızcağız oldum o kısmını hala çözemedim. Çok daha heyecanlı bi yaşamım olabilirdi. Sen git, dünyadaki henüz 7. yılında 12 ciltlik ansiklopediye anca sığacak olaylar yaşa, sonra git normal normal okullarda oku, işe gir, eve git-gel falan. Herkes gibi yani..! Vallahi olacak iş değil, hiç haketmedim bence..Papa'yı vurup sonra kendimi Mehdi ilan edebilirdim mesela. Ya da en azından bi uyuşturucu bağımlısı, alkolik, kleptoman, şizofren falan..
Onlar da olamadım, 'O ses' de.. Ooo shit..
Tabi herhangi bir sansasyona ya da reytinge imzamı atamadım diye çok da normal kaldığımı düşünmeyin. O içe kapanıklığım fazla sürmedi. 1-2 sene içinde bitti:)
Biraz açılayım diye bizimkiler bana bi arkadaş buldu getirdi. 'Bak' dediler 'bu arkadaş'.. Çık o saklandığın yerden de kaynaşın, oynayın. Baktım, kumral saçlı tombiş bi kız. Fıldır fıldır bi fırlama. Daha 6 yaşında ama okumayı yazmayı sökmüş, ağaçlardan inmiyor, şişko oğlanları dövebiliyor falan. Öyle acayip bişey. Ben de 20 kiloluk sıska bişeyim o zamanlar, korktum tabi:)
Ve o gün dedim ki; daha güçlü olmalıyım, hayat zormuş! Ya dayak yiycem, ya uyum sağlıycam. Tabi ki ikinciyi seçtim ve ben de onunla ağaca çıktım:)
Asıl macera burda başladı. Ben her akşam eve dizleri kanamış, dudağı patlamış gidiyorum, bizim kıza hiç bişey olmuyor. Çelik gibi. Ve illa bana da öyle olmayı öğretecek. Seviyo beni. Manyak mı ne? Git çocukluğunu yaşasana bi mızmızla uğraşacağına:)
İp atlıyoruz, düşüyorum. Bisiklete biniyorum, düşüyorum. Ağaçtan düşmeyi bırak, ikinci daldan yukarı çıkamıyorum. Olmuyo, olmuyo.. Diyo ki; ''yaparsın. bak elini şöyle koy, ayağını şöyle yap. daha çok yemek ye'' falan.. Barış Manço mübarek..
Gidip mahallenin serserisine aşık oluyorum, hemen bi iyi niyetli yaklaşımlar, ay ne güzel diye duygularımı paylaşmalar. ''O da seni seviyor''lar falan. Halbuki desene; 'bırak o manyağı, kafayı mı yedin'. Yok.. Nerdee.. İlla destek, her türlü..
E artık büyümeye de başlamıştık tabi. Herşey için çok geçti. Atsan atılmaam, satsan satılmam :)
Yani; son yıllarda artık kendisiyle sosyalleşememekten şikayetçi olsam da sosyal kişiliğimi ona borçluyum galiba:)
Hep inandı bana ve inandırdı.. Yeniden başaracağıma, yeniden seveceğime, yeniden sevileceğime.. 'Yıkılmadım, ayaktayım' şarkısı eşliğinde nereye varacağını bilmediğim ve 3,5 ata ata çıktığım o yolda da elimi en sıkı tutan yine oydu.. Çok şanslıyım çok..
Tek derdimiz, bazen kocasına asılıyor olmam. Bir tek ona kızıyor. N'apiim, çok yağuşuklu yaa :))
Tek derdimiz, bazen kocasına asılıyor olmam. Bir tek ona kızıyor. N'apiim, çok yağuşuklu yaa :))
Bence, ilk dost ilk aşktan daha önemli..
Yıllar içinde, benim gibi her an 'Allah canımı alsa da kurtulsam' motivasyonunda birisine, bıkmadan Polyanna kıvamında ve sabırlı davranan, başka sağlam dostlarım-kardeşlerim de oldu tabi. Bana hala nasıl tahammül ediyorlar bilemiyorum ve buradan kendilerine seslenmek istiyorum:
Allahtan sayınız 3-5'i geçmiyor, ancak başa çıkabiliyorum sizle valla..Bi gün de demiyonuz ki, ''senden bi mok olmaz arkadaşım'' diye.. Hep gülücüklü, hep pozitif falan.. Iyykk.. Sayenizde içimdeki çocuğu öldüremedim gitti.:P
Velhasıl, çok bi yol almadım. Neye el atsam 'yapamam, bitiremem, beceremem' sandım hep, hala da sanıyorum galiba. Ama hep elele verince bir şekilde ilerlenebildiğini gördüm.. Bir de, eskisi kadar önemsemiyorum. 'Olduğu Kadar, Olmadığı Kader' felsefesini kısmen oturttum yani, eksik kısmını da terapistimle tamamlayacağız inşallah:)
O tombik kız yıllar içinde nasıl biri oldu derseniz, ben açıldıkça o kapandı. Bi duruldu. Şiir yazan, derin düşünen, istikrarlı ve dingin bi hayat süren birine dönüştü. Hep benim suçum! Emdim bitirdim hayat enerjisini.. O girişkenlikle çok farklı yerlere gelebilir, 'O ses' O olabilirdi:))
Acaba benimle zorla arkadaş ettirildiği o güne lanet etmiş midir ki hiç? Hemen arayıp sorucam. Evet derse, 30 yıllık mazi falan demeyip, çok ağır konuşucam..
Zaten müzik kulağı bile yok, hıh! ;)
Şimdilerde evde kendinden bir tane daha büyütüyor. Çocuk 1,5 yaşında ve bana sürekli 'ejjla teyze boşşveerr' diyip duruyor. Aman Allahım! Kabus bu! Misyon edindiler ana-kız :)) Seneye kalmaz onunla ağaca çıkmaya başlıycam sanırım:P
Zaten sürekli de şarkı söylüyor. Belki de O ses O'dur:)
Her zaman kulak verdiğimiz o meşhur iç sesimiz var ya, o sadece bizim değil; çok sevdiğimiz ve hep içimizde olan insanlarımızın da biraz.. Pepee'nin Şuşu'su gibi:)
Ve sıradaki şarkı bu yazıyı okuyan herkese geliyor:
''Önemli olan oyun oynamak,
Sen üzülme Pepee, eğlenmene bak..'' :)
Sevgiler..
NeclaK
22 Kasım 2013 Cuma
#çareşükür ya da #şükrü :)
Blog yazma konusunda istikrarlı olmak, o bloğu yazmaktan daha zor.. 7 aydır bir türlü konsantre olup söyle 2 satır ekleyemedim buralara..Ve dört gözle yazmamı bekleyen milyonlarca takipçim meraktan ölmüştür diye düşünerek bugün aldım sazı elime:) Şaka bir yana, bari bi 100-150 kişilik bi kitlem falan olaydı, eyiydi. O bile yok. İyi bir 'Kitle Kiralama Şirketi' var mı bildiğiniz?:P
'Söz uçar yazı kalır' demişler. Ölürsem falan eş-dost okur da beni anar belki.Ya da 'ohh be, gitti de kurtulduk la' derler, bilemem:)) Neyse, yazalım açılalım, içelim unutalım...:P
..............................................................................
Aslında ben hayatımı anlatan bir kitap
yazmak istiyorum yıllardır.. Ama o işe girişince tahmin ettiğimden daha da zor
olduğunu farkettim. Sadece ana başlıkları ve kurguyu belirlemeye çalışırken
bile çok zorlandım. Bi de benim hikaye karışık ve trajik biraz. Şimdiye kadar
sadece 3-5 cümlelik bi giriş paragrafı yazabilmişliğim var, öyle duygulandım ki
son cümleyi toparlamaya çalısırken kucağımda laptopla gözü yaşlı uyuyakalmışım
yaw..:/
Yazabilmeyi becersem kaderi blog
gibi olmaz, kitlesi hazır çünkü. Kitabı alana bir de bedava jilet versek,
Müslüm Baba'cılara satış garantili yani. O derece ;)
Bir de şöyle bişey var; genelde yaşam
öykülerindeki kahramanlar ilk yarıda büyük acılar cekip, ikinci yarıda huzurun
dibine vurur, illa bi dönüşüm anı- bi kırılma noktası vardır. Ama ben henüz aydınlık günlere yelken açan bi kırılma göremedim. Beklediğim o dönüşüm ‘bir
manyağa dönüşmek’ şeklinde oldu daha çok:P Bi gazinocular kralı falan da çıkmadı
yolda karşıma.. (Bazen kendimi Arabesk filmindeki Müjde gibi hissediyorum.) Gerçi bi yandan da yetenekli olup zayii olmak daha da acı
olurdu herhalde. Allahtan herhangi bir yeteneğim yok, çok şükür:))
Zaten, hayatımda geçmiş olduğum çeşitli zor ve meşakkatli
yollardan sonra vardığım en tatmin edici nokta : ''Bu günüme de şükür, daha
kötüsünü de gördüm sonuçta'' kıvamı oldu:) Yani ''Oohh'' diil de daha çok
''Eehh'' dolaylarında..
E ama bu da bişey yani.. Buna da şükür;)
Neyse, belki emekli olduğumda yazarım kitabı. Umarım o zamana
kadar aldığım yol, 1 ileri 2 geri kıvamında olmaz şimdiye kadar olduğu gibi..
Veya hayatımdaki en büyük başarım ‘bir işe gitmek zorunda olmadan maaş alabiliyor oluşum’ olmasın lütfenJ Ama naapalım, ona da şükür deriz, sağlık
olsun. Tabi o günleri görebilirsem...
..............................................................................
Son yıllarda birçok kişide şöyle bir durum var. İnsanlar özellikle ilişkilere dair kötü giden herşeyde bu çağı suçlayan
yazılar yazıyor, çiziyor. Bi tane çok ortada dolaşan yazı var, çoğu kişi bilir. 'Eskiden soba
vardı -başında toplanırdık, sıcak sohbetler yapardık, daha fazla birbirimizi arar, hal hatır sorardık.. çok güzel komşulardık..' vb. şeyler söylüyor. Burada bahsedilen sitem bence daha çok insanoğlunda zamanla kaybolan samimiyet,dürüstlük, vicdan ve vefa duygularına..Ama sebep gelişen teknolojiymiş gibi yoruluyor ya, işte ona katılmıyorum. Bi adamın hamuru neyse, al başka yüzyıla koy, aynı adam olacaktır.
Hem şimdi de WhatsApp var, yetmez mi? İletişimin dibi o be, dibi..:P
Hem şimdi de WhatsApp var, yetmez mi? İletişimin dibi o be, dibi..:P
Ayrıca sizi bilmem de, ben hiiiç
özlemiyorum soba falan. Yaşasın kalorifer! O odunu kömürü taşımak, pisliğiyle dumanıyla uğraşmak
kolay mı sanıyosunuz? Benimki de dahil olmak üzere o devrin bütün anneleri şu
anda ya astım hastası, ya da fıtık..2 kestane pişirip yiycez diye çekilir mi be
ya? 3 lira verip satın alırsın. Adı batsın öyle sıcak ilişkilerin:P
.......................................................................
Bir
gerçek de var ki; kimsede 'ana, baba, kardeş, eş/sevgili, çocuk' beşgeninden
başka mecralara açılma arzusu ya da öyle bi tasası yok, böyle mutlular.. Bu çatının dışında 2.derece tercih alanları ise; eşli-çifti arkadaşlarla gezmeler, dünürlerde toplanmalar, eltimgiller, kaynımgillerle yemeğe çıkmalar falanJ Benim gibi sap arkadaşlarla dış dünya aktiviteleri tercihi de 3.sıradaki yerini koruyor:)
İlk üçte olmak da başarı. Çok şükür :)
İlk üçte olmak da başarı. Çok şükür :)
Ve bu şartlarda komşu dediğin, küçük karşılaşma vesileleriyle bi 5-10 yıl içinde yavaş yavaş tanıştığın insanlar topluluğu olarak kalıyor. Diyeceğim o ki; onlara sıra gelemiyo güzel kardeşim.. günler kısa, hayat zor:P
Ben yine de bu şartlara rağmen gezip tozmaktan pek geri de kalmıyorum, dostlarım arasında hala benim gibi evlere sığamayan yalnızlar var..Duble şükür:) Ve bir gün sevgili bulacak ya da evlenecekler diye çok korkuyorum. Umarım ben önce davranırım..hahahaa:))
Görüldüğü gibi, her mevzunun içinde bolca şükür sebebi var ama nihayetinde, benim gibi düşünen (yani; 'ben yalnız mı ölücem ulen' diyen) hemcinslerime son çare bi Şükrü galiba :)
Şükre devam.. :)
................................................................................
Ben de isterdim ki buradan sizlere faydalı bilgiler aktarayım, tontirik sosu yatağında az pişmiş zottirik tarifi falan vereyim.. Gel gör ki o yetenekler bana uğramadı malesef. 'Soğanı salçayı kavur, sebzeleri at, al sana yemek' seviyesinden pek yukarı çıkabildiğim söylenemez. Keki-böreği de bilirim de yapmam:P
Ama mideye değil ruha faydalı önerilerim olabilir mesela;) Şöyle ki;
Bu sıra dinlemekten bıkmadığım albüm: Şevval Sam /Tango - Ben bayıldım ama tango sevmeyen de sever bence, çok dinlendirici ve romantik.
Son okuduğum kitap: Ruhi Mücerret (Murat Menteş) - Çok keyifli ve akıcı ilerliyor. Çok sevdim.
Son izlediğim tiyatro oyunu: Son Tango / İst. Devlet Tiyatroları. - ''ne? yine mi tango?'' mu dediniz? Napiim, seviyorum.. :P
Son gittiğim konser: Dün yeni kurulan 24AYAR grubunu dinledim. Barış Manço'nun eski saz arkadaşlarından oluşuyor:) E doğal olarak da Barış abi şarkılarıyla süper bi ziyafetti..Ayrıca, bütün ekiple tanıştım, hepsi çok tatlişko..
Sinema önerisi yapamayacağım, gitmeyeli aylar oldu çünkü:( İlk fırsatta artık..
Ama mekan önerim olabilir: Cihangir'de Otto Restoran. Sahibi oraların en sugar kadını.. Mekan da aynı onun gibi;)
Kültür-sanat köşesi bile yaptım bi ucundan, daha noolsun:)
O zaman şimdilik hoşçakalın,
Şükürle kalın:)
NeclaK
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



