18 Mart 2014 Salı

Klavyemi kuşandım!


Bugün 18 Mart. Çanakkale Şehitlerimizi Anma Günü.. Özellikle bu tip, içinde kahramanlık öyküleri barındıran tarihler, 'bilgisayar başı kahramanı' olan bazı yurdum insanlarını daha fazla hoşgörüye çekiveriyor birden.. Bu günlere özel olarak, futbol takımı tutar gibi siyasi parti tutmaktan vazgeçip, bir günlüğüne herkesi kucaklayan, 'hepimiz kardeşiz' içerikli mesajları paylaşan bir milli bütünlük ruhuna bürünüyorlar. Güçlü, mağrur ve onurlu Türk evlatları(!) olarak, klavyelerini kuşanıyor ve sosyal mesajlarını veriyorlar :

''Hangi partiden olursan ol, şanlı tarihine sahip çık..''
''Siyasi görüşümüz ne olursa olsun, öncelikli kaygımız vatan olsun. ''
''Bu topraklar hepimizin.. Neyi paylaşamıyoruz ? ''

ve benzerleri..

Tabi ki bunlar gayet güzel ve iyi niyet içeren mesajlar. Gel gör ki; o her görüşe saygı duyan, kardeş ruhlu nazik kelebeklerin ertesi gün yeniden birer orman adamına dönüşerek bayağılaşmasını ve kendinden farklı düşünen herkese karşı ağza alınmayacak küfürler, içi boş tehditler savurup durmasını izlerken biraz ahlaksızca, biraz trajik, biraz da komik bulmakla kalmayıp, o şahsın samimiyetinden de şüpheye düşüyorum!
Ve soruyorum: Sen hangisisin? Dünkü adam mı, bugünkü mü? Gerçekten her kesime karşı saygılı ve duyarlı bir vatandaş mısın? Yoksa ''duyarlılık''ın kelime anlamını bile bilmeyen boş kafanın teki misin?
Ve merak ediyorum: Sadece/sürekli bela okuyarak, beddua ederek, kötü/küfürlü kelimeler kullanarak, tarihte nerede ve ne zaman hangi sorunun çözüme kavuştuğunu gördün ya da duydun? Bu içerikler olmadan birkaç cümle kurup kendini/görüşünü ifade edemiyor musun? Paylaşımlarının %70'inin aslı olmayan cümleler, sahte ya da photoshoplu fotoğraflar olduğunun farkında mısın? Mousea tıklamaktan biraz daha zahmetli olanı, yani; 'olan biteni objektif veya birinci ağızdan dinlemek için çeşitli röportajları/söyleşileri izleyip okumayı' hiç denedin mi?! Ya da gazetede hiç köşe yazısı okudun mu ara sıra? Veya o mousela 'paylaş' botununa tıklamadan önce, o haberin gerçekliğinden emin olmak için azıcık bi araştırma yaptın mı hiç Google'dan? bugunden ya da tarihten..?

Hayır. Büyük ihtimalle yapmadın.. Ama yine de;

'' Kürtler yokolsun, Aleviler kahrolsun, Solcular zindana atılsın, Kürtaj yapan taşlansın, İçki içen denize atılsın, Eşcinsellerin dötü kesilsin, Atatürkçüler beter olsun, Başı kapalılar eve kapatılsın, Başı açıklar yanıp bitip kül olsun..''  di mi?
Ve bu masal da böyle bitsin.. Bu ülke hiç barış nedir bilmesin.. Halk bu tip 'hastalıklı' görüşleri sebebiyle birbirini keserken ülkenin siyasetçileri bir kenarda sakince yükünü yapsın. Herkes diğeri için 'ÖTEKİ' olarak kalsın!
 Zaten, öteki türlüsü sosyal medya buhranına yol açabilir memlekette..Hafasanallah!!
Ortalık hareket ve hararetini kaybeder, klavyelerimizin gücü düşer! Düşünsenize; herkes güvercin resmi falan mı paylaşacak?! Gülen yüzler, şarkı türkü, elele insanlar falan.. Pehh.. Çok ruhsuz! Memleketin polisinin gözler önünde öldürdüğü gencecik insanlar yok, kaybettiği evladı /şehidi için acı çeken anne profili yok, bombalarla havaya uçan köylerdeki parçalara ayrılmış çocukların fotoğrafları yok!  Halimiz ne olur o vakit..?!
Çok şükür ki, Tabipler Birliği Merkez Konseyi'nin ''akıl sağlığından endişe ettiklerini'' basın açıklaması ile duyurduğu bir Başbakanımız, çok yetersiz bir muhalefetimiz, her gün başka bir görüşe mensup insanımızdan gelen bir acı haberimiz var ! Birbirimizi hiç sevmiyoruz, sevmeyi denemiyoruz. Büyüklerimiz de sevmezdi. Bizden sonrakilere de sevmemeyi öğretiyoruz.. Ama Sevgi, Saygı, Vicdan ve Vefa kelimelerini etkili bulduğumuz için sık sık cümleler içinde kullanıyoruz, o ayrı! Paylaşım ve beğeni rekoru kırmak var işin ucunda.. Az mı yani?! Sadece hayata geçirme kısmında kendimizi pek yormuyoruz...

Tüm bunlar bizi daha uzun yıllar götürür. En sevdiğimiz ve meyilli olduğumuz şeyler: Acı, Öfke, Belirsizlik.. O yüzden, kahırlanmak ve küfür etmek için her daim çok güzel sebeplerimiz var canım ülkemde..!

Benim görüşümü sorarsanız; Kimsenin etnik kökeni ile zerre ilgilenmiyorum!
Elindeki çöpü sokağa mı atıyor, ilerdeki kovaya mı? Buna daha fazla önem veriyorum mesela. Bir de; önce kendisine, sonra çevresine karşı dürüst mü? En kökteki ihtiyacımız: ''Medeniyet''. Ve bence o da buralardan başlıyor...!


NeclaK


Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

Cahit Sıtkı TARANCI


9 Mart 2014 Pazar

Kitap iyi dosttur..


Bazı kitaplar insana Orhan Pamuk'un ''Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti'' ile başlayan satırlarındaki hissi verebiliyor gerçekten. Bütün hayatını birden değiştirmese de, bu değişim için önemli adımlar atmamızı sağlayabiliyor. Daha fazla sorgulatıyor. Hayatın rutininden sıyrılıp bir amacın, bir kavramın ya da bir sorunun peşine düşmenizi sağlayabiliyor. Yani bir nevi; yaşamınızın içinde yeni bir yolculuk başlatabiliyor..
Kendini biraz daha keşfetme, yaşamda ne aradığın, nerede olduğun, nereye varmak istediğine dair farkındalıklarının çoğalması, zaten bildiğin ama koşullar gereği uygulamada zorlandığın ''hayat=sabır'' denklemini daha fazla özümsediğin, yönünü belirlediğin bir hale büründürebiliyor. Ufkunu açıyor. Yaşamın sıradanlığına ve yüzeyselliğine kapılıp gitmenizi engelleyip, etrafa boş gözlerle değil gönül gözüyle bakmanızı sağlayabiliyor.

Ben de bu derece yüreğime dokunan birkaç kitap okudum..Onlar (ve tabi tüm diğer okuduklarım) bana birçok şey kattılar ama en çok da, sabit bir "Doğru" ya da "Gerçek" olmadığını, bunun fazlasıyla göreceli olduğunu farkettirdiler ve hayat kalitemizi daha fazla maddi değerle ya da edindiğimiz statülerle değil, ancak ruhumuzu zenginleştirerek yükseltebildiğimizi..!
Tabi ki bunları bazen bizzat yaşayarak, bazen etrafta gözlemleyerek, yani; direk ya da dolaylı yoldan tecrübe ederek öğrendim daha çok. Ama okuyarak canlı tuttum, pekiştirdim, algımı geliştirdim.

***

Bence, çok boş beleş olmadığı sürece her kitap insana bir şey verir. Yeter ki almayı bilelim. Buna açık olalım..! Ama dediğim gibi; bazı kitaplar (kişinin algısına göre) gönlünde ekstra özel bir yer alır..Birkaç yılda bir tekrar tekrar okunur onlar..Yeni başka açılar kazandırıp yaşam yönünü değiştirmenize/geliştirmenize/belirlemenize çok çok yardımcı olabilir..O yüzden onların kıymetini daha da çok bilmeli..
Bir arkadaşımın burda söylemek istediğimi anlatan bir yazısı vardı. Yazı; kavramların altını doldurmanın, konuştuğumuz/düşündüğümüz gibi yaşamanın zor bir şey olduğu üzerineydi.. ''Mevlana'dan Şems'den ya da benzer başka bir önemli zattan bazı cümleleri okuyup, akustiğini beğenip sık sık paylaşıyoruz fakat zamanımızı onların içini dolduramadan boş boş yaşamakla geçiriyoruz'' gibi birşeydi.. Çok beğenmiştim.

***

Son okuduğum kitapta şöyle bir cümle vardı: ''Ağacı görmeyen göz ağaçtaki kuşu nasıl görsün??'' Yani diyor ki; kuşlar sapanla vurulmasın, penguenler ölmesin, peace in the world :)) Böyle de derinleşirim işte ;)

Kendisinden pek hazetmesem de Recep İvedik karakterinin gülünç bulduğum bir kütüphane sahnesi vardır. Oradaki görevli Recep'e ''Nasıl bir kitap isterdiniz?'' diyor, O'da ''Okumalık'' diye cevap veriyor:)
 Hiç okumayanlar en azından bu seviyeden başlasınlar bence:)

Tüm yazarlara selam olsun:)

Sevgiler,

NeclaK


* Tabi bu yazımda değinmeden geçemeyeceğim bir yer var: ''Saadet Kütüphanesi'' :)
Hiç kitapçıları dolaşıp ne okusam, hangisi iyidir, hangisi kötüdür diye uğraşmıyorum. O, tüm dünya çapında bu tip araştırmaları yapıyor, yüksek öngörüsü, zekası, donanımı (ve belki de Akrep burcunun keskin hisleriyle:D) en güzellerini alıp kitaplığına diziyor ve bu nimetten beni de ücretsiz ve süresiz yararlandırıyor..Hiç de boş yok içlerinde valla.. Hayatım boyunca okuduklarımın en az %70'i ordandı. Bundan dolayı çok mutlu ve şanslıyım..
Allah razı olsun senden canım ablacığım. Seni seviyorum. İdolümsün:)