27 Mayıs 2014 Salı

...olsaydım.


Eğer;
Bir hayvan olsaydım, martı olmak isterdim. Onların yaşamı sevdiğim herşeyle dolu.. Deniz kenarlarında yaşar, balıkla beslenir, özgürce uçarlar.. Bulutlara değerler. Beyaz, asil ve güçlüler. Duygusal fotoğrafların vazgeçilmezleri onlar.. Ve, aslında berbat olmasına rağmen dinlemeye doyulayamayası sesleri var:) Heybetli duruşları da cabası..

Bir çiçek olsaydım, papatya olmak isterdim. Çok masum ve mütevazi güzellikteler. İçlerinde gizli bir romantizm barındırırlar, zarif ve sadedirler.. Yani, her şekliyle en sevdiğimden..

Bir eşya olsaydım, kalem olmak isterdim. Sözle anlatamadığında, anlattığında dinleyen olmadığında, dinleyen anlamadığında veya anlamak istemediğinde ne güzel dosttur o insana! Yalnızlığı bilen anlar en çok onun kıymetini.. ve de ruhunu..

Bir renk olsaydım; mavi olmak isterdim. Doğada bulunan en güzel şeyler hep mavi olduğundan, umudun rengi olduğundan, dinginlik verdiğinden ve bana yakıştığından:)

Bir şehir/semt olsaydım, Bozcaada olmak isterdim. 4 yanı deniz, 4 yanı huzur kaplı, güzel insanlarla dolu o güzelim ada..  İçinde, yanında, yamacında bulunan herkesi başka bir duyguya geçiren, her nefeste ciğerlerine kekiğin ve üzümün harika kokusunu dolduran, gözlerini kapadığında yüzüne çarpan sert rüzgarıyla seni güçlendiren, o harika tepesinde dünyanın en güzel günbatımını izlerken, kendini o yamaçtan boşluğa bıraksan sanki güneşe kavuşacakmışsın, kanatlanacakmışsın gibi hissettiren yerdir orası.. Ya tutkuyla bağlanırsın, ya bir uğrar geçersin.. Ortası yoktur!

İnsanlardan kimin yerinde olmak isterdin deseler; Ali Rıza Kurt derdim:) Herkes tarafından sevilen, hayata hep gülen gözlerle bakan, herkesin yardımına koşan, sevdi mi tam seven, aşık olduğu kadın için çok şeyi göze alan (ama malesef ona kavuşamayan:/) dürüst, vicdanı yüksek,  kıvırcık saçlı, neşeli, iyi huylu bi adam olduğu söylendiği için.. Ama, dünyadan peşinde bir can bırakmadan gitmiş haliyle isterdim o olmayı..

***

Ve, kendim olmuş halime gelirsek;) bence bir insana geçmişinde yaşadığı herhangi birşey için, hayatında sorulabilecek en dramatik soru olan ''Peki ya şimdiki aklın olsaydı?''yı deseler; -bana çok sevdiğim 'kişi' ya da 'şey'lerle derinden bağlar kurduran o yüksek sadakat hissimin biraz köreltilmiş haliyle- hepsinin aynısını yeniden yaşardım, pişman değilim derdim.. O körelmişlikle atacağım her adım, gidişatı kendi kendine daha iyileştirecektir zaten!


***

Mutlu olmak için hiçbir kişi ya da maddeye ihtiyacınız olmaması ve taşıdığınız her sıfatın hakkını verebilmeniz dileğiyle,

Sevgiler.

NeclaK







22 Mayıs 2014 Perşembe

son perde..


Geçtiğimiz günlerde ülkemizde yaşanan acı kazayla veya benzeri; ihmal, tedbirsizlik gibi hatalar sebebiyle kaybedilen insanlarımız için, herkes gibi ben de fazlasıyla üzgünüm. Gidenden çok geri kalanları için..  Onların her biri, birinin kardeşiydi/dostuydu, birinin eşiydi, birinin evladıydı, birinin babasıydı.. İstisnalar hariç, bu sıfatlardan en azından biri ya da birkaçını taşıyordu. Yani; onlar bir kere öldü geride kalanlarıysa her gün yeniden ölecek, bizler kendimiz ve sevdiklerimizin sağlığına şükredip, yaşamımıza kaldığımız yerden devam ederken...

Kiminin acısını belki zaman biraz dindirecek, kimi ise O'na kavuşacağı ana kadar içinde taşıyacak. Hep yarım kalacak hayatı, tamamlanamayacak. Yerine hiçbir şey koyamayacak, kaybettiği o canından bir parça olan canın.. Hepimiz biliriz ki; sevdiği birinin bu dünyadan göçmesi -hangi yaşta olursa olsun- geride kalan için hep erken, hep çok zor.. İnsana hem en büyük haykırışı, hem en derin sessizliği yaşatır o geri dönüşsüz yolculuk..

Allah'ın rahmeti üzerlerinde olsun, yakınlarına sabır ve bereket versin inşallah..


***

Ölüm; dünya üzerindeki milyarlarca insanın hemfikir olduğu tek mevzu sanırım.  Onlarca farklı din ve bu dinlerin çatısı altında yüzlerce farklı inanış var. Bunların ortak değerleri de var, birbirine çok zıt uçlarda olanı da.. Ama hepsi, her canlının yaşamının bir gün biteceğini net olarak biliyor! Aksini iddia edeni yok. Sadece sonra ne olacağına dair inançlar farklı. Kimine göre ruhu farklı bir bedenle bu yaşamaya doyulamayası (!) dünyaya geri dönecek, kimine göre herşeyin sonu/ yokoluş, kimine göre ise asıl başlangıç.. Ben şahsen, herşeyin/herkesin hakkının verileceği gerçek bir aleme, gerçek huzura varılacağını düşünenlerdenim. Bu dünyada her kula nasip olmayan 'Gönül Gözü' ile bakıp görme ile lütuflandırılacağımız yere...  

***

Ve bazen 'bugün ölsem buralarda neler olur acaba' diye düşünürüm..

İlk günler belki çok gözyaşı dökecek, sonra da zaman zaman hatırladıkça üzülecek insanlarım var. Bir anımız canlandığında, bir fotoğrafıma baktığında, birlikte sık paylaştığımız bir olay yaşadığında, en çok da; gezegenlerden, astrolojiden bir muhabbet duyduğunda:) hüzünle gülümseyeceklerdir.

Belki büyüdükçe çocuklarına/torunlarına bahsedeceklerdir: ''Necla teyzen bir manyaktı yavrum'' diye:) Diğer olası cümleler de şunlar olabilir :

"Ağlak ağlak gezerdi, dünya derdi bitmezdi, yani; adama bi huzur vermezdi:) ama seni çok severdi..
Yetişkinlerden çok, çocuklarla arası iyiydi. 'Onlar yalan söylemez, sahtelik bilmez, koşullu sevmez, hep masumdurlar' derdi.
Ve, insanoğlunun büyüdükçe masumiyetini kaybettiğini bir türlü kabullenemediğinden hayatı kendine zindan etmişti.
Aklı hep 8 yaşındaki saf ve değeri eksilmeyen arkadaşlıklarında, uslu bir çocuk olursa Şirinler'i göreceğini sandığı dönemlerde kalmıştı:) Hiç yaşının insanı olamadı..
IQ testi sonucu epey yüksek çıkmıştı ama bildiğin gerizekalıydı anlıycaan:))
Bir de; kıçı kırık bi bloğu vardı, ordan burdan yazar dururdu. Okurken darlanırdık bazen, çenesi gibi eli de durmazdı:)
Bi hayali vardı; o çok sevdiği adaya yerleşip sevdiği adamla ve bahçesinde köpeğiyle kimseye muhtaç olmadan huzurla yaşlanmak..
Bir de oğlu olsun isterdi, adı Ali olsun, onun en iyi arkadaşı olsun.  Olamadı, yapamadı...

***

''Yaşamının sırlarını bileydin, ölümün sırlarını da çözerdin'' demiş Ömer Hayyam. Ben şu sıralar yaşamın sırrını çözmeye çalışıyorum. Ve öyle çook uzun yaşamak hevesinde de değilim. Bu dünyada kimsenin 'öteki yarısı' 'olmazsa olmaz'ı  falan olmadığım için geride fazla acı da bırakmayacağımdır zaten..

Umarım herkes tam olarak gönlünden geçtiği gibi bir ömür ve ölüm yaşasın. Gönüllerden geçeni bilen tek varlık var ve şu anda bunu ne kadar gönülden yazdığımı da biliyor:) Bu duamı en başta benim için kabul etsin inşallah:)

Ve umarım, son perdenizi muhtaçlık nedir bilmeden, geride muhtaç bırakmadan kapatmış olursunuz...


Sevgiler,

NeclaK




10 Mayıs 2014 Cumartesi

Nafile beklentiler..


Henüz 30 yaşındayken intihar eden Amerikalı bir yazar şöyle demiş : "Kimseden bir şey bekleme. Böylece asla hayal kırıklığı yaşamazsın.." Bu, mutlu olmanın yolu mudur bilmem ama mutsuz olmamak için çok önemli bir koşul kesinlikle..Hatta belki de, hayatta kalabilmek için..!
Kimseden vicdanlı olmasını bekleme.. Kimseden hislerini anlamasını bekleme.. (anlamaya çalışmasını da!) Adil olmasını bekleme.. Hele de yalan söylememesini, her koşulda dürüst davranmasını hiç bekleme..!

Bir yakınım bana bir sohbetimiz sırasında şöyle dedi: ''İnsanları yanlışlarıyla yüzleştirmeye çalıştığında sadece senden soğurlar ve sen haklı da olsan biraraya geldiklerinde bu konuda birbirlerini desteklerler!'' Sustum... Haklıydı... Çünkü, bir felsefe hocasının da dediği gibi;  ''Bu dünyada işler böyle yürür, gerçek kimsenin işine gelmez.''...
Ve, herkes tercihini yaşar derler ya, bazen de başkasının tercihini mecburen sen yaşarsın.Yakınlar, uzak olur...

***

Ben kendimi bildim bileli adil olanı savundum, adil olanın yanında yer aldım. Yanlış yaptığımda telafiden gocunmadım. Egomu öne almadım, alana prim verenden olmadım. Ama büyük bir yanılgıdır ki, yaşamımdaki herkesin de böyle davranmasını bekledim, istedim, hatta bazısına çok ısrarcı oldum..Çünkü bence; hak kavramı, yani hakkını verme/hakkını yememe durumları, insanın içindeki  vicdan duygusunun yoğunluğuyla paralel ilerler. O ısrarım hep bu yüzdendi. Vicdanına inandığım kimseye adil olmayan davranışı hiç yakıştıramadığımdan, konduramadığımdandı.. Bu sebeple gayet can sıkıcı (!) biri olup, çevremdekilere de bunu farkettirme mücadelesine giriştim. Ve bu mücadeleden epey zararlı çıktım..
Eski Türk filmi söylemlerindeki gibi; 'benim de kırılan bir kalbim ve herkes gibi bir gururum' olduğunun unutulduğu çok oldu. Beraberinde de derin üzüntülerim.. Ve o filmlerdeki en bilinen replikteki gibidir bazı hikayelerim: ''Bu da mı gol değil hakim bey?''

***

Nihayetinde, o yazarın da dediği gibi, hayal kırıklıklarıyla dolu bir yaşamım oldu. Çünkü bu düzenle başa çıkamıyorum. Elimden geleni yapıyorum. Yani; başa çıkmamamış bu halimden hoşnut olmayanın artık canını sıkmıyorum, siliniyorum..

Kendimi hep inandığım, son sözü söyleyecek olan 'İlahi Adalet'e teslim ettim. O'na doğru gidiyorum...


'' Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, adaleti ayakta tutun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.'' Nisa Suresi, 135



NeclaK