3 Nisan 2015 Cuma
Hatıralar, İstiklal Caddesi ve Kayahan..
Psikologlara göre insan, anılarına o anıları yaşadığı insanlardan daha çok değer verirmiş. Bu sebeple aslında insanları değil o 'an'ları özlermiş. Buna kısmen katılıyorum. Kısmen diyorum çünkü, belki de o anı X kişisiyle değil, Z kişisiyle yaşasan hatırında aynı tatlılıkla kalmış olmayacak, hatta belki hiç hatırda kalmayacak, unutulacak.. E unutacağın bir şeyi de sonradan özleyemezsin tabi:)
Eminim, bir çoğunuzun bunun üzerine uyarlayacağı örnek anlar aklına gelmiştir şu anda. Bir kısmı artık çok uzaktır, bir kısmı tekrarlarını hala yaşadığın/yaşayabileceklerindir..
***
Dün akşam İstiklal Caddesi'nde uzun bir yürüyüş yaptım. Oraya ilk kez gittiğim yıllarda, yani 19-20 yaşlarımda bunu yazmış olsaydım, ''uzuuuunn bi yürüyüş'' diye bahsederdim. Çünkü o zamanlar o cadde bana sanki kilometrelerce bir yolmuş gibi gelirdi. Mağazalar, restoranlar, tarihi binalar, her bir metresinde değişen farklı müzik sesleri, yanından geçip giden tramvay, her çeşit insan ve bir zamanlar çalıştığım o banka şubeleri... bak bak bitmez, sonu bir türlü gelmezdi. Meydandaki Atatürk heykelinden Tünel'e varmak en az 1 saatimi alırdı sanki.
Oysa dün Galatasaray'a, yani yolun yarısına 5 dakikada ulaştım:) Ve yıllar boyu her bir köşesinde yaşadığım birbirinden güzel anılarımı düşündüm. Ayrı ayrı kişilerle, ayrı mevsimlerde, günün ayrı saatlerinde ve apayrı ruh halleriyle yaşadığım anılarımı.. Orada çalıştığım yıllarda kahvaltı yaptığımız o şirin kafede işe yetişmek için aceleyle son yudumunu ayakta içtiğimiz çayları, o çok sevdiğimiz restoranın çıkışında caddede bağıra bağıra fasıla devam ettiğimiz o neşeli gece yarılarını, öğle tatillerinde yaptığımız hızlandırılmış alışverişleri, belki de çok kanıksadığımız için bize gereksiz görünen herşeyin fotoğrafını çekip duran turistlerle dalga geçişimizi, keman sesi duyduğum her yerde daha fazla dinleyebilmek için adımlarımı yavaşlatışımı, veya tam aksine herhangi bir etkinliğe yetişmeye çalışıyorsak insanları yara yara koşturmamızı, sık sık rastladığım eski tanıdıkları, her gördüğümüz simitçiye /kestaneciye 'bu kesin sivil polistir haa' diye şüpheli bakışımızı, tango dersinde hocama 'ayakkabımı getirmeyi yine unuttuğumu' nasıl söyleyeceğimi düşünerek kursun kapısına yaklaştığım o anları düşündüm:)
''Yitirmeli ne varsa, başlamalı yeniden'' diyor ya Sezen 'Deli Kızın Türküsü'nde.. Nedense yürürken hep bu şarkı geçti içimden. Hep onu mırıldandım. Belki de bana sık sık yaşadığım o ''yitirip yeniden başlama''larımı hatırlattı bu yürüyüş.. Eski işimi, eski dostları, eski aşkları.. Artık geride bıraktığım bir çok şeyi. Her biriyle ilgili gülümseten ya da inciten yaşanmışlıklarım hızla geçip gittiler beynimden o şarkıyla beraber..
''Bir büyük oyun bu yaşamak dediğin,
Beni ya sevmeli, ya öldürmeli...''
***
Sabah bu yazıyı yazarken, Kayahan'ı kaybettiğimiz haberini aldım. Böyle nostaljik ve içimde huzurla hüznün birbirine karıştığı bir ruh halindeyken, bunları şarkılarıyla hepimize bol bol yaşatan değerli bir sanatçının ölümünü duymak bu hisleri daha da derinleştirdi bende..
Cuma günleri ölen insanlar sanki manevi anlamda daha özel/seçilmiş kişilermiş gibi gelir bana hep. Sanki Allah haftanın en mübarek gününde yanına aldıysa onun bi farkı varmış gibi.. Büyük ihtimalle saçmalıyorum tabi ama inşallah öyledir:) Nur içinde yatsın inşallah. Mekanı cennet olsun..
Özellikle bizim nesilde Kayahan'ın sesini duyduğu anda, bir zamanlar kalbine bir hançer saplanmış hissi veren en az bir şarkısını hatırlamayan yoktur sanırım. Zaten Sezen ve Kayahan aşka, sevgiye, dostluğa, ayrılığa, öfkeye, acıya ve gelip geçici şu yalan dünyaya ait herşeyi önümüze serdi her daim.. Bizler de içimizden geçenlerin şarkıya dökülmüş halini duydukça ''işte hissettiğim ama ifade edemediğim duygu tam bu'' diye içlerinden o anımıza uygun olanı seçip dinledik hep.
''İçimde hatıralar delik deşik,
Mektupları okudum seçip seçip..'' diyen 'Gönül Sayfam' şarkısındaki gibiydik hep geçmişi anarken.
''Şu gözlerim olmasaydı,
Yüreğim taştan olsaydı,
Ne kolaydı unutması seni.. '' dedik mesela o vefasız yarin ardından.
''Atın beni denizlere,
Yalan dünya size kalsın'' diye haykırdık hem bıkkın, hem isyankar ruh hallerindeyken..
En çok da, platonik aşkıma kendimi bi türlü farkettiremeyince ''acaba dünyayı kendime nasıl zindan etsem, bunalımın hangi çeşidinden yaşasam'' diye düşündüğüm zamanlarda Kayahan'ın şarkıları imdadıma yetişmiştir:) ''Seni sensiz duvarlara yazan benim'' eşliğinde odamın duvarlarının içine etmişliğim de vardır mesela:))
***
Astrolog Dinçer Güner sene başında bu yılın ilk ayları için, ''Ünlü erkek sanatçıların kayıpları olabilir'' diye öngörüde bulunmuştu. Önce Erol Büyükburç, şimdi Kayahan gitti.. Bu kendisinden okuduğum doğru çıkan onlarca öngörüden sadece biri. Şu astroloji gerçekten enteresan birşey!
Astrologların hep söylediği gibi: ''Gökte ne varsa yerde de o oluyor'' hakikaten.. Yukarılarda kurulmuş olan o hiç şaşmayan, kusursuz sistem, olacakların ve hissedilecek duyguların işaretlerini veriyor hep bize..
Dinçer'in yarın gerçekleşecek Ay Tutulması'ndan sonraki aylar için de siyasetçilerden bazıları için aynı öngörüsü var, ölüm ya da ağır hastalık gibi.. !? Ne diyelim; herkesin hakkında hayırlısı..
Sevdiklerinizle hep yanyana olacağınız, güzel anılar biriktireceğiniz sağlıklı yıllarınız olsun..
Sevgiler,
NeclaK
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
