26 Kasım 2013 Salı

'O Ses' ben değilim..

Ben de istiyorum o yarışmaya katılmak. O janjanlı yolda, 'The Final Countdown' şarkısı eşliğinde  havalı havalı yürüyüp sahneye çıkmak ve Murat Boz'un butona basıp 'bana geeell' diye bağırması.. Tek hayalim bu. Dalyan gibi çocuk vallahi billahi:)
Tamam sesim güzel olmayabilir ama siz bir de beni elektrik süpürgesi çalışırken görün. Bir Mihriban söylüyorum, yerlerdeki tozlar dolapların arkasına saklanıyor. Hissediyorum ben yani, bi potansiyel var :P
Ayrıca, bi zamanlar bi müzisyen sevgilim vardı. (Aslında baletti ama sonuçta konservatuar okumuş işte, müzisyen sayılır) O bana hep çok iyi bi müzik kulağım olduğunu söylerdi.

Ne? Kulak yetmiyo mu? Off, tamam be tamam.. 'O ses' ben değilim..:/

Evet, şimdi ciddileşiyorum ve en büyük ve gerçek yeteneğimi açıklıyorum sizlere. Çocukken süper Zeki Müren taklidi yapardım. Rakibim yoktu. Hala yaşayan bir şahidim bile var:) Soldan sağa fırçalayınca aynı onunki gibi olabilen saçlarım vardı çünkü:) Ama elimi tutan olmadı işte.. E tabi ben de içime kapandım  haliyle..

Aslında burdan bağlanmaya çalıştığım konu; Çocukluğum.. Yukarıdaki tüm acayip saçmalamalarım bu sebepleydi:)
0-7 yaşlarım arasında  4 ev, 4 ilkokul hatta 2 aile değiştirmişliğim var. Hazır hal böyle olmuşken zamanla soğukkanlı bi katile dönüşebilmek için yeterli altyapım vardı aslında ama niye böyle duygusal ağlak bi kızcağız oldum o kısmını hala çözemedim. Çok daha heyecanlı bi yaşamım olabilirdi. Sen git, dünyadaki henüz 7. yılında 12 ciltlik ansiklopediye anca sığacak olaylar yaşa, sonra git normal normal okullarda oku, işe gir, eve git-gel falan. Herkes gibi yani..! Vallahi olacak iş değil, hiç haketmedim bence..Papa'yı vurup sonra kendimi Mehdi ilan edebilirdim mesela. Ya da en azından bi uyuşturucu bağımlısı, alkolik, kleptoman, şizofren falan..
Onlar da olamadım, 'O ses' de.. Ooo shit..

Tabi herhangi bir sansasyona ya da reytinge imzamı atamadım diye çok da normal kaldığımı düşünmeyin. O içe kapanıklığım fazla sürmedi. 1-2 sene içinde bitti:)
Biraz açılayım diye bizimkiler bana bi arkadaş buldu getirdi. 'Bak' dediler 'bu arkadaş'.. Çık o saklandığın yerden de kaynaşın, oynayın. Baktım, kumral saçlı tombiş bi kız. Fıldır fıldır bi fırlama. Daha 6 yaşında ama okumayı yazmayı sökmüş, ağaçlardan inmiyor, şişko oğlanları dövebiliyor falan. Öyle acayip bişey. Ben de 20 kiloluk sıska bişeyim o zamanlar, korktum tabi:)
Ve o gün dedim ki; daha güçlü olmalıyım, hayat zormuş! Ya dayak yiycem, ya uyum sağlıycam. Tabi ki ikinciyi seçtim ve ben de onunla ağaca çıktım:)

Asıl macera burda başladı. Ben her akşam eve dizleri kanamış, dudağı patlamış gidiyorum, bizim kıza hiç bişey olmuyor. Çelik gibi. Ve illa bana da öyle olmayı öğretecek. Seviyo beni. Manyak mı ne? Git çocukluğunu yaşasana bi mızmızla uğraşacağına:)
İp atlıyoruz, düşüyorum. Bisiklete biniyorum, düşüyorum. Ağaçtan düşmeyi bırak, ikinci daldan yukarı çıkamıyorum. Olmuyo, olmuyo.. Diyo ki; ''yaparsın. bak elini şöyle koy, ayağını şöyle yap. daha çok yemek ye'' falan.. Barış Manço mübarek..
Gidip mahallenin serserisine aşık oluyorum, hemen bi iyi niyetli yaklaşımlar, ay ne güzel diye duygularımı paylaşmalar. ''O da seni seviyor''lar falan. Halbuki desene; 'bırak o manyağı, kafayı mı yedin'. Yok.. Nerdee.. İlla destek, her türlü..
E artık büyümeye de başlamıştık tabi. Herşey için çok geçti. Atsan atılmaam, satsan satılmam :)

Yani; son yıllarda artık kendisiyle sosyalleşememekten şikayetçi olsam da sosyal kişiliğimi ona borçluyum galiba:)
Hep inandı bana ve inandırdı.. Yeniden başaracağıma, yeniden seveceğime, yeniden sevileceğime..  'Yıkılmadım, ayaktayım' şarkısı eşliğinde nereye varacağını bilmediğim ve 3,5 ata ata çıktığım o yolda da elimi en sıkı tutan yine oydu.. Çok şanslıyım çok..
Tek derdimiz, bazen kocasına asılıyor olmam. Bir tek ona kızıyor. N'apiim, çok yağuşuklu yaa :))

Bence, ilk dost ilk aşktan daha önemli..

Yıllar içinde, benim gibi her an 'Allah canımı alsa da kurtulsam' motivasyonunda birisine, bıkmadan Polyanna kıvamında ve sabırlı davranan, başka sağlam dostlarım-kardeşlerim de oldu tabi. Bana hala nasıl tahammül ediyorlar bilemiyorum ve buradan kendilerine seslenmek istiyorum:
Allahtan sayınız 3-5'i geçmiyor, ancak başa çıkabiliyorum sizle valla..Bi gün de demiyonuz ki, ''senden bi mok olmaz arkadaşım'' diye.. Hep gülücüklü, hep pozitif falan.. Iyykk..  Sayenizde içimdeki çocuğu öldüremedim gitti.:P


Velhasıl, çok bi yol almadım. Neye el atsam 'yapamam, bitiremem, beceremem' sandım hep, hala da sanıyorum galiba. Ama hep elele verince bir şekilde ilerlenebildiğini gördüm.. Bir de, eskisi kadar önemsemiyorum. 'Olduğu Kadar, Olmadığı Kader' felsefesini kısmen oturttum yani, eksik kısmını da terapistimle tamamlayacağız inşallah:)

O tombik kız yıllar içinde nasıl biri oldu derseniz, ben açıldıkça o kapandı. Bi duruldu. Şiir yazan, derin düşünen, istikrarlı ve dingin bi hayat süren birine dönüştü. Hep benim suçum! Emdim bitirdim hayat enerjisini.. O girişkenlikle çok farklı yerlere gelebilir,  'O ses' O olabilirdi:))
Acaba benimle zorla arkadaş ettirildiği o güne lanet etmiş midir ki hiç?  Hemen arayıp sorucam. Evet derse, 30 yıllık mazi falan demeyip, çok ağır konuşucam..
Zaten müzik kulağı bile yok, hıh! ;)

Şimdilerde evde kendinden bir tane daha büyütüyor. Çocuk 1,5 yaşında ve bana sürekli 'ejjla teyze boşşveerr' diyip duruyor. Aman Allahım! Kabus bu! Misyon edindiler ana-kız :)) Seneye  kalmaz onunla ağaca çıkmaya başlıycam sanırım:P
Zaten sürekli de şarkı söylüyor. Belki de O ses O'dur:)

Her zaman kulak verdiğimiz o meşhur iç sesimiz var ya, o sadece bizim değil; çok sevdiğimiz ve hep içimizde olan insanlarımızın da biraz.. Pepee'nin Şuşu'su gibi:)

Ve sıradaki şarkı bu yazıyı okuyan herkese geliyor:

''Önemli olan oyun oynamak,
Sen üzülme Pepee, eğlenmene bak..'' :)



Sevgiler..

NeclaK


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder