Özlem başa cıkması zor bir duygu...
Bazen bir şehri, bir semti, hatta manevi değeri varsa herhangi bir eşyayı bile özlersiniz. Ama tabi en çok, sevdiğiniz ve göremediğiniz insanlarınıza duyduğunuz bir histir bu..
İş, eğitim, evlilik gibi sebeplerle sevdiklerinizle mecburi uzaklasmalarınız olabilir. Bu durumda haberlesme ve her fırsatta görüsmelerinizi sürdürerek o özlemi dindirebilir, biraz daha alışabilirsiniz. Fakat söz konusu olan yaşanan herhangi bir olay sebebiyle artık yollarınızı ayırdığınız, bu yuzden özlemekten vazgecmeniz gereken ama gecemediğiniz bir kisi ise bir süre, -hatta bazen cok uzuun bir süre- içinize oturur.. İyi ya da kötü tüm paylaşımlar, birlikte yaptıklarınız-yapacaklarınız, ''olsaydı öyle derdi/yapardı'' ya da ''şu anda ne yapıyor acaba?''dedirten tüm anlarınız onu özleme sebeplerinizdir..Kimi zaman üzer, ağlatır, kimi zaman gülümsetir..Yaşanmıslığınız ne oranda ise o oranda kendini hatırlatır..
Her iki tarafın da aynı hislerde olduğu, çok özleyip yine de görüşmediği zamanların sebebi nadiren üçüncü bir kisinin engel olmasıdır ama çoğunlukla yasanan birsey hazmedilemiyordur, gurur yapılmıstır.. O süreçte ne kendini çok üzmeli, ne de öfke biriktirmeli..'böyle olması gerekiyormus demek ki' diyerek sabırla zamana bırakmalı..Yeniden biraraya gelmeleri onlar için doğru ve hayırlı olansa zaten zaman bunu onlara sağlayacaktır.. Bazılarınızın ''bıktım su 'zamana bırak' muhabbetinden dediğinizi duyar gibiyim sanki:) Ama kabul etsek de, etmesek de bu böyle...
Bir de tamamen tek taraflı olan hali var ki , ona pek diyecek birsey yok. Malum insan sevdiğini özler ve kimseye ''niye beni artık sevmiyorsun'' diyemezsiniz, değil mi?!
Ben hiç tanıyamadığım birini, babamı özleyerek geçirdim tüm hayatımı. -öldüğünde henüz bebekmisim- Sesi nasıldı, nasıl bakardı, nasıl yürürdü, nasıl gülerdi hiç bilemedim..Yani demek istediğim istisnai olarak, hiç görmeden, hiçbirsey paylasmadan da yerlesiyor insana bu duygu. Veya paylassan da ölüm ile gelen zorunlu ayrılık her sekilde cok acı ve bir tek o hiç geçmek bilmiyor...
Her durumda yapılacak en iyi sey ilgi alanlarınıza daha fazla yoğunlaşmak sanırım..Hepimizin sosyal yasamında yapmaktan keyif aldığı seyler zaten vardır ama bu hislerin ya da benzer baska sıkıntıların içimizde depreştiği dönemlerde bunları biraz daha fazlalastırmak iyi gelir.. Süreci çabuklastırır, başka cevrelere yakınlaştırır ya da tam tersi daha cok kendinize dönmenizi sağlar -ki bu bazen cok daha iyi gelir...
İlgi alanları da kisiden kisiye değişir tabi. Kimi spor yaparak daha rahatlar, kimi duayla, kimi daha fazla eğlenceyle.. Kimi okumaya, kimi yazmaya kimi de seyahate verir kendini.. Ya da özel yetenekleri vardır, resim yapar, beste yapar, siir yazar, dans eder falan..
Diyeceğim o ki; hayat hepimiz için acılarla dolu.. Ya bütününde ya da, şanslıysanız! sadece bir döneminde mutlaka kendinize göre büyük bir sıkıntınız olur. Mutlaka bir dönem manevi ya da maddi kayıplarınız olur. Bunu çok emin söyleyebiliyorum çünkü ben 36 yaşındayım ve bu yaşa kadar belki milyonla ifade edilecek sayıda insan tanıdım, olmayanını hiç görmedim! sanırım yaşamın formatı bu!;)
O yüzden sahip olduklarımıza şükredip, yanımızda olmayanı ya da olamayanı düşünerek derdimize bir yenisini eklememek lazım aslında. Yani, biraz kaderci yaklaşmalı bence ya da kadere inanmıyorsanız, evren bunu böyle istedi falan diyip kabul etmeli..
''Oysa ben hiç insan kaybetmedim.
Sadece zamanı geldiğinde vazgeçmeyi bildim o kadar..'' diyor Can Yücel..!
Ben de; ''Sevenler ayrılmasın'' diyorum:)
NeclaK

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder