Bu konuda, sükürler olsun ki, Allah'ın çok sanslı kullarından biriyim:) Öyle olmayanlar için de üzülüyorum. Hayatta hep eksik kalmışlar gibi , neye sahip olurlarsa olsunlar manasızmış gibi görünür bana dışardan..
Çünkü dost; insanı tamamlar, iyi hissettirir, ışık olur, yol gösterir, acısını paylaşır, yükünü hafifletir, sevinçlerini daha anlamlı kılar, dolayısıyla; kişinin yaşamına daha anlam katar..
Birisi bir yerine küçücük bi zarar verse kızarsın ama sırf dostunla ''kan kardeş olma'' ritüelini gerçekleştirmek için göz göre göre kendini kesersin:) Çünkü (hele de o küçük yaşlarda) dost 'Can'dır..Canının içindedir..Yanında her zaman ''olduğun gibi'' olursun. Bu çok önemlidir! Malum insanlar artık sahtelikten, ikiyüzlülükten yıkılıyor ve ilişkileri de çoğunlukla sadece çıkarlar üzerine.. Dolayısıyla, hayatınızda hala samimiyetine inandığın maskesiz insanlarınız varsa, böyle bir çağda bu artık mucizedir bile denebilir..:) İki katı sahip çıkmalı!
Hepimizin yasamında sıkıntılı dönemleri olur. Çaresiz, mutsuz, yalnız ya da boş hissederiz zaman zaman.. Bazen, seni bi kavanoza sıkıstırıp kapağını kapatır sanki hayat, bazen de, havada asılı kalırsın 'ne gökte, ne yerdeyim' misali.. Böyle zamanlarda, ailenizden sonra (hatta kimisi daha fazla) en büyük desteği dostunuzdan alırsınız. Kapağı O açar, ayağını yere O bastırır...!
Dost, güç verir..
Dost, güç verir..
Mesela, ağlamaktan içiniz çıkmıstır ama yine de sebep her neyse onun içinden çıkılamamıstır bir türlü.. İste o zaman karsında göreceğin yüzü ya da telefonun ucunda duyacağın sesindeki samimiyet, birkaç dakika içinde o gözyaslarını garip bi sekilde kahkahalara cevirebilir:) Bir bakarsınız ki, geçmiste çok eğlendiğiniz bi konudan bahsediyorsunuz ya da o sizi üzen konuyu tuhaf bi hale sokmusunuz üzerine komik varsayımlar üretip gülme krizlerine giriyorsunuz:) Ve ''iyi ki varsın''la biter o konusma.. İçinden ya da dısından söylersin bunu mutlaka..Bu anları yasayanlar bilir, paha bicilemezdir;) Meseleni çözememiş olsan da, daha güçlü hissedersin. Hallederim dersin, elele verir başarırız dersin, en önemlisi; ''Yalnız değilim'' dersin..! Bazen de birden gözünde önemi azalır o derdin. Diğer şükredecek şeylerin varlığını hatırlatmıştır sana çünkü..
Diyorum ya, iyi bir dost, insanın en iyi yol göstericisidir.
Diyorum ya, iyi bir dost, insanın en iyi yol göstericisidir.
Tabi kötü zamanların yanında, güzel ve özel günler de kiminle paylastığınla alakalı olarak değer kazanır ve dostlarla geçirdiğinde daha anlamlı olur.. (hatta bazen, kötü günlerde yanında olmakla bile aynı önemdedir!)
Herkesin mutlaka arkadaşları olur. Okuldan, işten, mahalleden vs.. Ama uzun süreli gerçek dostluğa dönüştüremeyen ya da dönüşse de çok sağlıklı sürdüremeyenler için (çok ekstra özel bir durum yoksa) genellikle iki sebep vardır: Önceliğin hep kişisel çıkarlar olması ya da yüksek ego!
Bir de şöyle bir seçenek olur bazen; bi sevgili/eş bulan birdenbire başka bir kişiye dönüşebilir. Ya bazı sorunları vardır, en yakınından bile gizlemek ister, kendi de o yüzden gizlenir. Ya da, dünyada artık kendisine tek lazım olan insanı o bulduğu kişi sanır, gerisine artık ne gerek vardır, o dünyanın merkezidir, herşeyidir, o yoksa, o da yoktur, kendini onunla var etmiştir..:P E biraz abarttım tabi ama vallahi yok değil öylesi de yani :D
(İlkini biraz anlayabilirim belki --bazı insanlarda, kendi seçimleriyle ilgili bir sorun söz konusu olunca kabullenememe ve kimseyle paylaşmama hastalığı vardır çünkü-- ama ikinci tip insandan pek hazetmem!)
Zaten bence, sevgiliniz ya da esinizle de herseyden önce iki iyi dost olmanız gerek ki, birbirinizi daha iyi anlayıp, zıt görüs ya da huylarınıza daha kolay tahammül edebilesiniz.. Ama tabi yıllardır söylenen, bilinen, filmlere konu olan o meshur ''kız arkadaslar dayanısması'' her zaman eslerin arkadaslığı durumunu döver bence;) o da ayyrııı.. Gerçi, kadınlarınki dillere destandır ama daha yoğun ve hassas yasadıkları için bir yandan da, her zaman daha düz görünen erkek dostluğuna karsılık daha risklidir. Çünkü yaradılıs gereği daha kolay incinebilirler. İhmalkarlığa, yalana ve sözlerin tutulmamasına karsı daha hassastırlar..Erkeklerde bu tip duygular pek yoktur malum. Birbirlerinin ağzını burnunu kırıp sonra beraber içmeye gidebilirler mesela;) Biraz küfür ederler, geçer:) Ama yoğunlaşmak iyidir. Gerçek dostlar bunun yan etkileriyle başa çıkar nasılolsa;) ''Gerçek''se tabi..!
Ego mevzuuna geri dönersek; hepimizde varolan ama kimi zaman bizi ele geçiren o muhhteşemm egomuz, bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da bize kayıplar verdirebilir! Ya da kendimizi daha fazla geliştirmemizi ve bazı yönleri yontmamızı sağlar. Yani kişiye ve önceliklerine göre fayda ya da zarara dönüşür. ''Gerçek'' dostluk her zaman faydadan yanadır, ortayı buldurur.. Malum, hepimiz geçtik o sınavlardan, artık yemeyiz bu yaştan sonra ;)
(Ha bir de yaş demişken, 30'lara gelmiş ama bi türlü büyümeyen, şımarık çocuk gibi kalmış kişiler de vardır etrafınızda kesin. İşte onlar var ya, belki iyi niyetlidir ama adamı yorar! Nazik bir mesafede durmanızı öneririm, tecrübeyle sabittir:P)
Jackson Brown isminde bir yazar şöyle demis: ''Hayatınızın kalitesini, hayatınızdaki insanların kalitesi belirler.'' Oldum olası severim bu sözü. Çok şeyi özetler bence! Dost, bazen de kişinin aynasıdır..
Bir de şöyle bir seçenek olur bazen; bi sevgili/eş bulan birdenbire başka bir kişiye dönüşebilir. Ya bazı sorunları vardır, en yakınından bile gizlemek ister, kendi de o yüzden gizlenir. Ya da, dünyada artık kendisine tek lazım olan insanı o bulduğu kişi sanır, gerisine artık ne gerek vardır, o dünyanın merkezidir, herşeyidir, o yoksa, o da yoktur, kendini onunla var etmiştir..:P E biraz abarttım tabi ama vallahi yok değil öylesi de yani :D
(İlkini biraz anlayabilirim belki --bazı insanlarda, kendi seçimleriyle ilgili bir sorun söz konusu olunca kabullenememe ve kimseyle paylaşmama hastalığı vardır çünkü-- ama ikinci tip insandan pek hazetmem!)
Zaten bence, sevgiliniz ya da esinizle de herseyden önce iki iyi dost olmanız gerek ki, birbirinizi daha iyi anlayıp, zıt görüs ya da huylarınıza daha kolay tahammül edebilesiniz.. Ama tabi yıllardır söylenen, bilinen, filmlere konu olan o meshur ''kız arkadaslar dayanısması'' her zaman eslerin arkadaslığı durumunu döver bence;) o da ayyrııı.. Gerçi, kadınlarınki dillere destandır ama daha yoğun ve hassas yasadıkları için bir yandan da, her zaman daha düz görünen erkek dostluğuna karsılık daha risklidir. Çünkü yaradılıs gereği daha kolay incinebilirler. İhmalkarlığa, yalana ve sözlerin tutulmamasına karsı daha hassastırlar..Erkeklerde bu tip duygular pek yoktur malum. Birbirlerinin ağzını burnunu kırıp sonra beraber içmeye gidebilirler mesela;) Biraz küfür ederler, geçer:) Ama yoğunlaşmak iyidir. Gerçek dostlar bunun yan etkileriyle başa çıkar nasılolsa;) ''Gerçek''se tabi..!
Ego mevzuuna geri dönersek; hepimizde varolan ama kimi zaman bizi ele geçiren o muhhteşemm egomuz, bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da bize kayıplar verdirebilir! Ya da kendimizi daha fazla geliştirmemizi ve bazı yönleri yontmamızı sağlar. Yani kişiye ve önceliklerine göre fayda ya da zarara dönüşür. ''Gerçek'' dostluk her zaman faydadan yanadır, ortayı buldurur.. Malum, hepimiz geçtik o sınavlardan, artık yemeyiz bu yaştan sonra ;)
(Ha bir de yaş demişken, 30'lara gelmiş ama bi türlü büyümeyen, şımarık çocuk gibi kalmış kişiler de vardır etrafınızda kesin. İşte onlar var ya, belki iyi niyetlidir ama adamı yorar! Nazik bir mesafede durmanızı öneririm, tecrübeyle sabittir:P)
Jackson Brown isminde bir yazar şöyle demis: ''Hayatınızın kalitesini, hayatınızdaki insanların kalitesi belirler.'' Oldum olası severim bu sözü. Çok şeyi özetler bence! Dost, bazen de kişinin aynasıdır..
Tabi burda kaliteden kasıt, ne kadar zengin olduğu, ne yediği,ne giydiği, hangi okullarda okuduğu değil.. Yüreğinin ne kadaaar kocaman olduğu:), vicdan ve vefadasındaki zenginliği, fedakarlığı, ne derece ahlaklı ve güvenilir olduğu, hangi güzellikleri seninle paylaştığı, hangi kötülüklerden kurtulmana destek olduğu, koşulsuz sevginin ve saygının ne demek olduğunu ne kadar bildiği...
'En büyük zenginlik gerçek dostlara sahip olmak' mış.. Doğrudur! Bazısı çok parası olunca onu bile satın alabileceğini sanıyor ya.. Ne kadar da acınası..!
Ve Nietzsche diyor ki;
''Sizin dostunuza verdiğiniz kadarını ben düşmanıma dahi veririm!''
Yani ''öyle dostluğu ayağa düşürmeyin, acayip ilişkilerinizin adını dostluk koymayın, efendi olun'' diyor:)
Haydi hoşçakalın,
dostçakalın..
NeclaK

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder