23 Aralık 2013 Pazartesi

kafamda deli sorular:)



Saçma şeyleri gözlemlemekte ve merak etmekte üstüme yoktur:) 'Benim üstüme vazife değil' diye düşündüklerim dışında herşeyi merak edebilme potansiyelim var. Zımbayı icad eden adamın onu hangi kafayla yaptığından tutun da,  kaldırım kenarlarında kendi kendine biten otlara kadar..
Tabi ki öncelikle kendi hayatıma dair, inatla gerçekleşemeyen ya da istemediğim halde inatla gerçekleşen herşeyi sorgulayıp duruyorum. Neden?...Niçin?..Why??...  Ama ilgili makamdan pek bi cevap gelmedi :)

E tabi bu durum bana özel değil. Malum insanoğlu dünyaya sürekli sorgulamak için gönderilmiş bir varlık. Bu hepimizin hamurunda var. Kendimize, çevremize, doğaya, Allah'a (ya da inandığınız başka bir güce) sorar dururuz.. Sadece kişiden kişiye oranı değişir. Kimisinin, yaşadığı dünyaya, o dünyada olup biten şeylere, insanların duygularına dair fazla sorusu, sorgusu yoktur. Aytengillerin gelinine düğünde ne kadar altın takıldığını daha fazla merak eder mesela:) Genelde fazla benmerkezci tiplerdir onlar. Yaşam felsefeleri: Dünya ....... minare''dir. (Anladınız siz onu;) )  Mutluysa sorun yok tabi, sadece benim için epey enteresan..

***

Bazen de aldığımız cevaplar içinde yeni bir soruyla gelir. Sonra o sorunun içinde başka sorular olur. 'İlk soru neydi yahu?' diyeceğin noktaya varabilirsiniz:) Bu şekilde sonunun gelmeyeceğini anladığında ya da mevzu fazla derinleştiğinde artık sormamak en iyisi herhalde.. O aşamada duyduklarımız ya tatmin edici olamıyor, ya da doğru cevabı duymak hoşumuza gitmiyor. Yalan istiyoruz. Gerçi o da günümüzde en kolay bulabileceğimiz şey. Yeter ki inanmak isteyelim..! Sadece o anlık sizi mutlu etmek için iyi niyetle söylenince zararı yok belki ama sırf kendini kayırmak için karşısındakini rahatça aptal yerine koyarak, yani gayet bilinçli şekilde yalan söyleyenin ruhunu şeytana sattığını düşünüyorum, karşılığında ne alıyor onu da bilemiyorum!? Leğen, mandal falan mı acaba?:) ama değmez bee!
Bu tip insanlara, yaptığı çok normalmiş gibi davranıp bol bol prim veren kişilerin çokluğu sebebiyle yalan bu kadar yaygın belki de.. O insanlar ya benim hiç ulaşamayacağım, çok üst mertebede bir olgunluk seviyesindeler ya da hayat görüşlerimiz ve önceliklerimiz farklı zeminler üzerine kurulu.. Bilemedim..?
Ben  son zamanlarda soracağım bazı soruları sadece yeni bir yalan daha duymamak için yutuyorum. Bunun yaşatacağı yeni hayal kırıklıklarına yerim kalmadı. O da cevapsız kalıversin diyorum...Meraktan çatlamak üzüntüden çatlamaktan iyidir:)

***

Galiba çoğumuzun yaptığı bir hata da; kendimiz sorup kendimiz cevaplıyoruz. Hatta daha sorarken cevaplıyoruz.
''Biliyordun da söylemedin di mi?''
''Mesajımı gördün de cevaplamadın, di mi?''
''Ben söylemesem hatırlamayacaktın di mi?''
''Burcu'yla ders çalışmadınız di mi?:)''
''Zaten hiç sevmedin di mi?''
vs...vs...vs...
Soru şekli buysa; biz o durumu ya da kişiyi çoktan değerlendirmiş, sorudan önce kendimize verdiğimiz cevaplarımıza zaten inanmışızdır bile. Yargısız infaz yani.. Bunu en çok da eşe, sevgiliye veya çocuklarımıza yapıyoruz. Yanlış ama yapıyoruz işte.. Bunun altında yatan tabi ki o mevzu her ne ise, karşımızdakine ya da kendimize o yönlerdeki güven duygusu eksikliği.. Bence çözüm : Her zaman doğru iletişim...Ve doğru sorular.. Ve doğru cevaplar.. Gerçi o ''doğruluk ve dürüstlük daima kazanır'' yalanını ilk söyleyen kimse onu bi elime geçirsem fena yapıcam.!! Ahirette mi kazanacam ulen? (İşte bir soru daha!:P)
Hayır yani, bu dünyada çok acaip bi karşılığını göremedim de henüz. ondan şeettiydim:/

Neyse, sıradaki şarkı Manga'dan bana gelsin bari:

''Sustu bu gece, karardı yine ay
 Kaldı geriye cevapsız sorular...''

Tabi konumuz, içinde 'soru' geçen şarkılarsa Serdar Ortaç'ın eline kimsenin su dökemeyeceğini ayrıca belirtir, kendisine buradan derin saygılarımı göndermeyi borç bilirim:))

***

Geçenlerde internette bir yazı okurken Moliere'in bir sözüne rastladım:

'' Sahte ile sahiciyi ayırt etmeyecek miyiz? Yüze de maskeye de aynı saygıyı mı göstereceğiz?'' 

Bence; maskesini farkettiğiniz hiçbir yüze soracak sorunuz da olmasın, verecek cevabınız da.. Yol verin, az ötede oynasınlar:)
Şimdi sizi son 1 hafta kendi kendime ya da birilerine sorduğum bazı sorularla başbaşa bırakıyorum. Ordan-burdan, yerli-yersiz sorular.. :)

***
Bülent Ersoy kafasına ulaşmak için ne yapmalı, ne kullanmalı?

Ajda Pekkan ne zaman kırışacak?

Yan dairemden sürekli anlamlandıramadığım lisanlarda konuşma sesleri geliyor. Evde mülteci saklıyor olabilirler mi?

Neden hergün bi dünya su içmek zorundayız? Siz de yorulmuyor musunuz benim gibi?

Ben neden hala Ege'ye yerleşemedim?

Beyaz Show kaç yüzyıl daha sürecek?

İyiler neden erken ölür?

Mikro İktisat dersinden neden 3 dönemdir kalıyorum?:/

Neden bir türlü istediğim seviyede tango yapamadım?

İyilik daha kolayken insanlar neden kötülüğü seçer ?

Yılbaşı ikramiyesi neden bana çıkmıyor? Artık sıram gelmedi mi yani?

Neden tekrar aşık olamıyorum? (Platoniğe falan da razıyım be haci:P )

Dizi ya da filmlerde insanlar eve gelir gelmez ellerini yıkamadan mutfağa giriyorlar, yönetmen niye düşünmüyor bunu? Çoluk çocuk izliyor, pis olmayı mı öğrensinler?

Sanki bir ilçe merkezinde en büyük ihtiyaçmış gibi neden Kadıköy meydanında 18 tane sex shop var? (Saydım valla gelip giderken, kesin bilgi:P)

Neden lezzetli şeyler hep sağlığa zararlı? (Nutella yemeyelim mi kardeşim?)

Bloğumu kaç kişi okuyor?

İnsanlar neden telefonla konuşurken bulunduğu alanda 48 tur atar? Ve neden avaz avaz bağırarak konuşur?

Akıllı telefonlardan önce ne yapıyorduk? O nasıl bir hayattı? O da hayat mıydı?:)  Hatırlayan var mı?

Memleketi soyup duranlar yakalanmasaydı o kadar parayı nerelerine sokacaktı? Kendilerine amerikan dolarından don mu dikip giyeceklerdi?
***

Şimdilik bu kadar. Son soruma bi cevap gelse yeter, gerisini çözeriz..

Sevgiler,
NeclaK







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder