26 Aralık 2013 Perşembe

Aidiyet..



Yılmaz Erdoğan'ın Vizontele filminde Belediye Başkanı bir konuşmasında şöyle diyor:  ''Burayı seversen burası dünyanın en güzel yeri, ama dünyanın en güzel yerini sevmezsen orası dünyanın en güzel yeri değil..''
Gerçekten de öyle. Her yer, her nesne, her durum ve her insan, ona yüklediğimiz mana ile eşdeğer ölçüde değişken duygular yaşatır. Bazen manevi değerine göre kırılan basit bir bardağa bile günlerce üzülebiliriz.. Çünkü insanoğlu herşeyle bağ kurabiliyor. Bazen kocaman bir şehirle, bazen sadece küçücük bir eşyayla.. Ve o bağ kurduğu şey her neyse, sıradan olmaktan çıkıp, özelleşiyor. Artık bir hikayesi oluyor. - bu bir insan değilse- sanki can buluyor. Konuşuyor, dinliyor, anlıyor.. Bazen bir fotoğraf, bazen bir kitap, bazen bir ağaç...

***

 Küçük Prens'i sanırım okumuşsunuzdur. ( Hala okumamış olan varsa onları kınıyorum:P Hemen bu yazıyı bırakın ve Google'dan bulup 5 dakkada bitirin bence. Kendisi 100 sayfa, etkisi ve sevgisi 100 yıl sürüyor:) ) Gezegeninde yetiştirdiği gülüyle kurduğu bağ ve tilki ile dostluğu her okuduğumda gözlerimi dolduran, bazen ağlatan kısımlarıdır. Mesela şu bölüm:

“Elveda” dedi tilki. “Ve işte sırrım: Bu çok basit. İnsan gerçekleri sadece kalbiyle görebilir. Göz hiçbirşeyin temelini göremez.”“Senin gülünün diğerlerinden daha önemli olmasını sağlayan şey, ona ayırdığın vakittir” dedi küçük prens.
“İnsanlar bu en önemli gerçeği unuttular. Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin şeye karşı her zaman sorumlusun. Gülüne karşı sorumlusun.''
“Gülüme karşı sorumluyum” diye tekrarladı küçük prens, öğrendiğinden emin olmak için. Sonra yoluna devam etti.


***
Aidiyet duygusu insan hayatındaki en önemli değer bence...
Kendimizi çok şeye ait hissedebiliriz. Bir şehre, bir eve, bir kuruma, bir gruba, bir mesleğe veya bir kişiye... Ancak bu hisle tamamlanırız..Çünkü benimseyemediğin herşey ne yaparsan yap mutlaka eksik kalır..

Tabi bu duygu 'ya hep ya hiç' şeklinde yaşanmıyor. Bir sevgilin vardır, onu çok seviyorsundur, aşıksındır falan ama bazı bakış farklılıkların, seni mutsuz hissettiren huyları olabilir. Bu ona ait hissetmiyor olduğunu göstermez. Aidiyet demek hep aynı fikirde, aynı beklentilerde, aynı kalıplar içinde olmak değil. Beklentileri illa aynı şekilde cevaplamak da değil. İçinde çok farklılıklar barındırabilir. Kişiler arasında sadece yüreklerindeki sevgi ve samimiyetle bağ kurduran bir his bu..
Net sebebini anlatamazsın bazen, kelimelere dökemezsin. Hatta bazen kendin bile bilmezsin. Ama var olduğunu bilirsin.. İçinde çıkarlar, hesaplar, birşeylerin 'karşılığında'lıklar bulunmaz.. Birşeylere 'rağmen'lik bulunabilir ancak.. Ve tabi ki en temelde bir 'emek' vardır.. muhakkak..!

Mesela benim, ortopedik yastığım ve yatağımla aramda müthiş bir bağ var :)) Onlara kavuşma anı için bütün gün çalışıyorum, çabalıyorum, bi sürü şeye sabrediyorum falan.. epey emek veriyorum yani ;)

***

İnsanlar maalesef ki bazen kendini ait hissetmediği kişi, ortam ya da duruma ''-miş gibi'' yaparak yaşıyor, bunu sık sık görüyoruz.. İstese de değiştiremeyeceği için, değiştirecek cesareti olmadığı için ya da değişimin kendisine kaybettireceğini düşündüğün şeylerden korktuğun için..
Adına gözü karalık mı denir, güç mü denir, salaklık mı denir bilmiyorum ama ben çok yaptım o değişimleri. Kimisine hep 'iyi ki yapmışım' dedim (hala da diyorum) ama kimisi de bana kayıplar yaşattı. Bu sebeple pişman olduğum da oldu. Tabi telafisi mümkün olsaydı yine de olmazdım,o da ayrı.. Eh, onların adı da 'ders' oluyor işte! Yaşamın bana sunduklarıyla (-ki pek cömert davrandığı söylenemez!) üzerimdeki olumsuz etkilerini iyileştirmeye, onarmaya çalışıyorum..
Zaten hisleriyle hareket edenin işi zordur hep. Akıllı davranmayı bilmez. Ve böyleleri çoğunlukla o 'Yüreğinin Götürdüğü Yere Git' denen kitabı okuyan biz zavallı nesilden çıktı. Oysa şimdiki gençler öyle mi?
Çok zavallı kurbanlardık biz çook.. Adı batsın onu yazanın..Bakkala bile gidemesin :))

***

Velhasıl, aidiyet çok önemli bayanlar baylar.. Hatta, kaliteli ve manalı bir yaşam için ilk şart!
Ben ne yaşarsam yaşayayım, kendimi ait hissettiğim yerde, ait hissettiğim kişi / kişiler ile, ait hissettiğim işi yaparak yaşlanmak için mücadele ve duaya devam ediyorum. Büyük kısmı henüz gerçekleşmedi ama bir umut işte. Zaten bunları kestiğim zaman genelde ölmek istiyorum.Yani bi nevi; halihazırdaki nefes alma sebebim diyebiliriz:)

Bir gün yastığım da duygularımla oynayacak ve beni terkedecek diye çok korkuyorum:)) İşte ben o gün biterim:)

Hep manalı ve sağlam bağlarınız olsun.

Sevgiler,

NeclaK




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder