23 Ocak 2014 Perşembe
Samimiyet.
Yapmacık bulduğum hiçbir insanı veya durumu sevemedim. Bünyem reddeder. O tip kişilerden ve ortamlardan sıkılırım ve hemen uzaklaşmak isterim. Bana göre, hiç bir türlü ilişkinin zemininde, içten gelene göre yaşanamayan bir mecburiyet bulunmamalı.. Çünkü o zaman, içinde hep hesap-kitap olur, pazarlıklar olur, ister istemez yalanlar olur! Yani; itici olur.. Ve bence, içinde samimiyet olmayan herşey bir gün bir yerden patlak verir ve bozulur.. muhakkak!
Tabi böyle olmayan bir dünya yok malesef. O yüzden patlağımız, çatlağımız boldur:)
Mesela plastik çiçek de çok uyuz bişeydir bence. Bir arkadaşım bana alıp getirse, hediyelere değer verdiğimden dolayı bir yerlerde saklarım belki ama ''e canlısını alaydın ya kardeşim'' de derim. Bence bitki bile samimi olmalı yani:) Hele de o yapay şeyi alan sevgilimse kafasına ekebilirim!
***
Tabi bu durumun bana olumsuz geri dönüşleri de olur malesef. Hayat içinde birçok alanda diplomatik yaklaşılması gereken durumlar var malum. En basit ''ah canım elbisen çok yakışmııışş'' dan tutun da, patronuna ''evet, bu fikriniz harika'' diyebilememekten kaynaklı sıkıntılarla karşılaşma olasılığın yükseliyor o zaman. Anı kurtarmak için, belli bir mesafede olduğum kişilere karşı mecburen yaptığım oluyor bazen ama onu da aslında sadece yaptığımı sanıyorum. Asıl düşüncem ifademe öyle bir yansıyor ki, gel de inandır:)
Bir keresinde çalıştığım banka şubesindeki korkunç zevksiz olduğunu düşündüğüm şefime zorla bir iltifat etmeyi denedim. Kafayı kendiyle bozmuş, çakma bir Barbie bebek gibi dolanıyordu ortalıkta. Benim için zorlu bir sınav olacaktı:) Ama ''bi öğrenemedim gitti şu işleri, ben de yapıcam ulen'' dedim kendi kendime. Sonuçta bazen ancak öyle kıymetli olunuyor!
Mevzuya kafadan gireyim ilk olarak dedim. Çalı süpürgesine benzemesine rağmen, bir sohbet arasında ''Maşallah, ne kadar hoş, gür ve havalı saçlarınız var'' dedim ve aldığım yanıt şuydu: ''Peruk şekerim. Beğendiysen sana da alalım'' !?..
Buyrun burdan yakın işte! Kahrolası Murphy Yasası hep bulur beni :/ Konuya gözlerinden gireydim bari diye pişman olmadım değil, boş baksa da en azından yeşildi. Meğer o da lensmiş, sonra öğrendim:)) Böylece, ilk ve son yalakalık deneyimim hüsranla sonuçlanmış oldu. Yapmacık olabilme denemesine en yapma olanından başlamam da epey büyük talihsizlikmiş yani:)
Zaten egolarını okşamadığım için olsa gerek, iş hayatımda üstlerimle çoğunlukla yıldızlarımız barışmadı. Takıntısız olanlarla sevişiriz genelde..
***
İnsanlar çoğunlukla eleştiriye kapalı malesef. Belki de kişileri birbirine karşı samimiyetsizliğe iten durum da bu. Neden bilemiyorum. Anlayamıyorum. Beni al yerden yere vur, gıkım çıkmaz yahu:) Altında art niyet yatmıyorsa lazımdır bile böyle şeyler. Geliştirir, güzelleştirir, komplekssiz olduğunu ve o özgüven maskenin altında aslında bir ezik yatmadığını farkettirir.. Hatta daha fazla hoşgörülü olmayı bile öğretebilir duruma göre.
Buradaki kilit nokta; eleştirideki iyi niyete, iyi amaca, samimiyete inanmak. Bu tamamsa, o eleştiriyi nazikçe dinle, sonra istersen yine bildiğini oku, istersen dikkate al faydaya çevir, istersen üzerinde aksi fikrini belirt, eleştirinin geldiği kişiye göre konuş paylaş ama gıcıklık yapma be kardeşim... Egonu da al git, adamı hasta etme! :)
***
Bu mevzunun en genel örneği; ülkemizde sittin senedir süren kötü gidişat bence.. Siyasetçiler vaadlerinde samimi değil, öyle olsalar bile o vaadleri başaramadığında ya da krizleri çözemediğinde yapılan eleştirilere de sonuna kadar kulakları tıkalı!
Bu nitelikler kötü giden herşeyde tek neden değil tabi.Yaptığı işin hakkını verecek yeterli tecrübesi- eğitimi- zekası-ahlakı yoktur, donanımsızdır..vs.. Zaten ben siyasetten çok anlamam. Ama samimiyetten uzak olduğu için, daha söylerken bile kendi kulağından uçup giden beyanlarının, sonunda varılan kaosun en baştaki önemli zincirlerinden biri olduğunu görebiliyorum..!
***
Benim felsefem ''Samimi ol, canımı ye'' üzerine kurulu. Dışardan görünene aldanmamayı da geç de olsa, iyice ve epey sindire sindire öğrendim! Bu sebeple, doğal olanla yapma olanı birbirinden çabuk ayırabiliyorum diye düşünüyorum. Ve yapmacık olanı farkedince direk ortadan ikiye ayırma isteğiyle doluyorum:)
Sanırım, çocukları ve onların saf dünyasını çok seviyor oluşum da bundan kaynaklı..
Sıradaki şarkı bana gelsin:
''Tak etti canıma, bu maskeli balo.
Bu maskeli balo ve onun sahte yüzleri....''
Samimi ve öz eleştirili günler,
Sevgiler:)
NeclaK
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Benim felsefem ''Samimi ol, canımı ye'' üzerine kurulu. tıpkı ben,sevmiyor hatta nefret ediyorum bahsettiğin tarzdaki insanlardan
YanıtlaSilçok güzel bir yazı,beğenerek okudum
sevgiler
teşekkür ederim:)
YanıtlaSil