Böyle bir havada yapılacak en iyi şey, yağmurun sesini dinleyerek çay içmektir. Gerçi güneşli havada yapılacak en iyi şey de çay içmektir. Hatta düşündüm de; ılık havalarda da çay içmek çok iyi şeydir, tatlı rüzgarın sesini dinleyerek. :) Yani çay, tüm zaman ve mekanların olmazsa olmazıdır ve bir duvar yazısında söylendiği gibi; ''Çay içmek her zaman iyi bir fikirdir'' :)
Evet, yukarıda yazdıklarımdan anlaşıldığı üzere çay, benim için de yurdum insanının birçoğunda olduğu gibi vazgeçilemeyen sabit bir alışkanlık.. Hele de bazı anlarda olmadığında orayı eksik bırakan bir şey.. Tabi en başta kahvaltıda. Ve tatlı yerken. Ve tuzlu yerken. Ve bir dost sohbetindeyken. Ve sevgiliyle deniz kenarındayken. Ve işyerinde çalışıyorken/toplantıdayken. Ve komşu/aile ziyaretlerindeyken. Ve resim yaparken, kitap okurken, yazı yazarken... Yani bence tüm bunlar çay eşliğinde olmazsa anlamı azalır:) Tam ''biraz abarttım mı ne?'' diycem aklıma Türk insanı olduğum geliyor ve 'yooo' diyorum. Malum, hem abartmayı severiz, hem de tüm dünyada siyah çay üretiminde her zaman ilk 5'de yer alan topraklarda yaşıyoruz. Bi nevi milli içeceğimiz bu bizim sonuçta :) (Ayran halt etmiş:P)
Ben Ramazan aylarında oruç tutan biriyim. Ve hemen hemen her sene ilk günlerinde gidip kendime bi çay koymaya yeltenmişliğim olur. Sonra içemeyeceğimi hatırlayınca o bardakla hüzünle vedalaşma anım içler acısıdır her seferinde:) 'Çay içmeden duramıyorum' diye oruç tutmayan birçok da kişi tanırım. Tabi o kısmı inanç ve iradenin yoğunluğuyla alakalı bence ama o da ayrı bi konu. Demek istediğim; kimisi için de bildiğin sigara/alkol gibi bir bağımlılık bu çay..
**
Şimdi gelelim asıl konumuza, yani; çayın faydalarına.. Bugün bir sağlık sitesinde birşeyler okurken gözüme çarptı ve çayla ilgili tüm dünyada yapılan araştırmalar sonucu uzmanların ortak görüşlerini anlatan uzun bir yazı okudum. Sizlere de söylediklerini özetle aktarmak istiyorum. Buyrun okuyun öğrenin. Lazım bilgiler bunlar :)
Ama tabi önce bi çay koyun;)
* Demir eksikliği ,Anemi ve Yüksek Tansiyon hastası olmayan kişiler günde 8-10 bardağa kadar içebilir.(Bu hastalıklara sahip olanlar 3-4 bardağı geçmesin ve mutlaka açık ve şekersiz içsin.)
* Kalorisi yoktur. (Ama İngiliz havasına girip de sütle birlikte içerseniz var tabi.)
* Antioksidan etkisi vardır, yaşlanmayı önler. (Bakınız; dipçik gibi Karadeniz kadınları.)
* Vücudun günlük su gereksiniminin karşılanmasında önemli yer tutar.
* İçindeki kafein sebebiyle daha dikkatli ve uyanık tutar. (Alzheimera karşı bile faydalıymış)
* İdrar söktürücü özelliği vardır.
* Şekersiz içildiğinde diş çürümelerine karşı fayda sağlar.
* Düzenli çay tüketen kişinin bağışıklık sistemi içmeyene oranla 5 kat yüksektir.
* Bağırsaklarda bulunan bir tür zararlı bakteriye karşı koruma oluşturduğu, kalp-damar hastalıkları ve kanser riskini %30 oranında düşürdüğü, kolestrolü dengelediği gözlemlenmiştir.
Ayrıca yalnızlığa da iyi gelir diyorlar ;)
***
Zararları da şöyle;
(Aslında bunlara zarardan çok 'dikkat edilmesi gereken hususlar' denebilir)
* Çok sıcak içilince ağız mukozası ve yemek borusu zarar görebiliyor.
* Günde 10 bardaktan fazlası kabizlığa yol açabiliyor.
* Şekerli içenlere -doğal olarak- şekerin vücuda yaptığı zararları veriyor. (Burda çayın bir sorumluluğu yok tabi, o demiyo içime şeker at diye sonuçta:) )
* Yemeklere yakın sıralarda tüketildiğinde besinlerden aldığımız demirin emilimini güçleştiriyor. (1 saat önce ve sonrası daha uygundur)
Bi de bu uzmanlar bir tüyo vermiş. Çay suyu kaynadığı anda değil de, kaynadıktan sonra 1-2 dakika bekletip (yani fokurdama hali geçip, ısısı 95 dereceye düşünce) demlemek daha iyiymiş. Sebebini anlamadım ama vardır bi bildikleri..
*Son olarak; Yasakları var: Ülser veya Gastrit hastalığınız varsa ve çok ilerlemişse çaydan direk uzak durun diyorlar. Üzgünüm:( Şimdiden beslenmenize dikkat edin ki, bu hastalıklara yakalanmayın. Çaysız yaşayamazsınız bak sonra;)
***
Ve en temelde hepimizin bildiği bir şey var ki, o da; hayatta en yararlı, en iyi, en tatlı, en heyecanlı vs.. görünenler de dahil olmak üzere herşeyin kararında güzel olduğudur. Bırak çayı, bazen ayarı kaçınca sevginin bile fazlası zarar veriyor malum.. Bu yüzden hepinize sonradan 'atarlı' olmamak için, her zaman 'ayarlı' bir yaşam dileyerek bitiriyorum:)
Ve tabi; çayın yareni olan simite de sevgilerimle :)
NeclaK
''İki çay söylemiştik orada, biri açık. Keşke yalnız bunun için sevseydim seni....'' Cemal Süreyya

Ben de meşhur ikileme dair yazılmış ünlü paragrafı ekleyeyim müsadenle :)
YanıtlaSilÇay şefkattir, dostluktur, güvendir.
Kahve ise sevişmektir, ilişkidir, heyecandır...
Çay ne kadar dışa dönük ise,
kahve de gitgide o kadar içe dönük
bir keyif içeceğidir.
Kahveyle çayı biribirinden en kesin ve keskin
biçimde nasıl ayırırız?
Öpüşünce birbirimize geçirdiğimiz
ağzımızdaki kahve tadıdır.
Çaydan geriye kalan ise sohbetimizin tadıdır.
Kahve kokudur... Önce koku.
Kahveyi dilden damaktan önce burun sever.
Kimileri "kokulu" çayı çaydan saymaz.
Oysa kokusuz kahve kahveden sayılmaz.
Fakat gözün arzularını ve keyiflerini de yabana atmamalıyız.
Fincanın üzerinden kahveye;
o kara kuyuya bakıp başı dönmeyen,
yükseklik korkusuna kapılmayan var mıdır?...
Hayatın ilk bakışta sıradan gibi gözüken ama
güzel sürprizlere açık çağrıları vardır.
Kimi zaman insan sesine bürünür bu çağrılar:
Bunlardan biri "Hadi, şöyle bir çay içelim" 'dir.
Öteki ise daha ılıktır, daha derindendir:
"Gel, bir kahve iç! Sonra gidersin..."
Nasıl ince belli çay bardaklarını avuçlarımızla kavramak
sadece bedenimizi değil, üşümüş ruhlarımızı da ısıtırsa...
Değil kahve içmek; kahve içmeyi istemek bile
bizi hem kendimizle
hem de hayatla bir an için bile olsa barıştırır.
Haa, bir de "ben çay içmem!", "ben kahve sevmem.."
diyenler var...
Onların aslında neyi sevmedikleri ve
hayatın hangi tadlarını ıskaladıklarını gördünüz herhalde...*
mevzu 'ateş'se çay rengini ondan alır zaten! kahvenin o sıkıcı 'kahverengi'sinin lafı olmaz yanında...
Silbir de bu açıdan bakmak lazım ;)