2 gün önce Nuri Bilge Ceylan'ın dünyada artık 'Oscar'dan bile önemli sayılan 'Altın Palmiye' ödülünü fazlasıyla hakederek aldığı Kış Uykusu filmini izledim. Filmden çıkıp eve geldiğim andan itibaren hakkında yazma isteğiyle yanıp tutuştuğum 3 saat 15 dakika süren bu film için değil uzun bir yorumda bulunmak, tek bir cümle bile çıkaramadan klavyenin başında uzun uzun ekrana baktım. Sadece, söyleyeceğim herşeyin çok basit kalacağının, öyle ''konusu şuydu, şöyle duygular veriyordu'' gibi cümlelerle özetlenemeyeceğinin farkına varabildim o uzun süren boş ekran seyrimde.. Her bir karakterden, her bir replikten, hatta sadece hiç konuşmasalar da kişiler arasındaki diyaloglarda yüzlerinin aldığı o ifadelerden bile ayrı ayrı birer film çıkacak kadar doluydu.. Okullarda ''İnsan Öğretisi'' diye bir ders olsa, müfredatı kesinlikle bu filmden çıkarılabilecek kadar!
Filmdeki diyalogların her birinde bir dostunu, aile bireyini, eşini, sokakta gördüğün herhangi bir adamı, bir iş arkadaşını görüyorsun. Ve tabi kendini de.. Çünkü en başta bir yüzleşme filmi bu. Hem de çok ağır geleninden, kaçması kolay olmayanından! Çünkü filmdeki Necla karakterinin abisine dediği gibi insanoğlu hep ''Acı çekmemek için kendini kandırmayı'' tercih eder! Ama bunu hayatında sürekli ve ustalıkla yapan biri bile bu filmle içindeki mağarasına bir uğrayacaktır.
Sinemadan çıkınca birlikte izlediğimiz arkadaşıma ilk yorumum; ''İnsanı çırılçıplak hissettirecek kadar gerçekçiydi'' oldu. Ben ki, çoğunlukla kendimi eleştiren, dışardan eleştiriye açık olan ve yeri geldiğinde yüzleşmekten kaçmayan biriyimdir, buna rağmen kimi replikleri boğazım düğümlenerek dinledim, bu kadar çıplak gerçek ağır oldu. Ama çok güzel oldu!
Filmde konu hiç önemli değil, ele aldığı şey sadece ''İnsan''. İnsanın en derini, içindeki gizli mağarası, en şeffaf gerçeği.. Dakikalar ilerledikçe her bir karakterin içine daha bir giriyorsun, bazen önce yargılıyorsun, sonra yargıladığından utanıyorsun, onlar konuşurken sen de o odada bir kenarda oturmuş onları dinliyor gibi hissediyorsun. Birisine akıl verirken, eleştirirken çok haklı ve mantıklı bulduğun bir karakteri, bir sonraki karede öyle bir acziyetin içinde görebiliyorsun ki, işte 'insan olmak bu' diyorsun! Ve o karakterin kendiyle yüzleşemediği tarafının üstünü sıkıca örtmek için yaptığı, söylediği şeyler insanın kanına dokunuyor bazen.
Oyunculuklar için ise söylenecek söz yok. Hepsi müthişti. En başta tabi ki Aydın karakterini oynayan Haluk Bilginer. Bence o bu işte bir dünya markası! İmam Hamdi rolündeki Serhat Mustafa Kılıç'a da bayıldım. Ve, filmde repliği çok az olup, herşeyi bakışlarıyla anlatan o küçük çocuk.. inanılmazdı! Bir de Hidayet karakteri vardı ki, eminim izleyen herkes ona bayılacak. ''Ya bu aynı bizim Ahmet abi '' diyeceksinizdir:) Memlekette şöyle bir etrafa baktığında en çabuk görülen adamlardan biriydi..
Ve tabi Nuri Bilge her zamanki gibi doğayı ve hayvanları çok iyi kullanmış. Bir atın nehirden çıkarılma sahnesi vardı ki, beni benden aldı. Çok etkileyiciydi.Fimde bir orada bir de final sahnesinde gözlerim doldu. (İtiraf: finalde dolmakla kalmadı, epey de ağladım:) tüm filmdeki duygu geçişleri ve biriken yoğunluğumun bir patlamasıydı herhalde) Ayrıca 'filmin süresi çok uzun' eleştirilerine de katılmıyorum. 3 değil 6 saat olsa yine de 'bitse artık' demeden izlerdim.
***
Dediğim gibi, filme gittiğim akşam hakkında yazamadım. O fazlasıyla yoğun anlatılan 'insan' gerçeğinin üstüne kendimi toparlayamadım. Ama henüz izlememiş bir arkadaşıma bir kısmıyla ilgili duygumu şöyle aktardım o gece:
'' 'İnsan' denen aciz varlık için 'konuşmak' bazen öyle gereksizmiş, bir şeyi çözmek yerine aksine öyle bir düğümleyebiliyormuş ki, bununla iliklerime kadar yüzleştim. Susarak anlaşmak, doğru zamanda anlamak ve sevgini geç kalmadan söylemek/göstermekmiş daha gerçek olan! ''
Ona aktardım çünkü, tam da yıllardır konuşarak nihayetlendiremediğimiz bazı meselelerimizin üstüne gelmişti bu film. Doğru zamanda anlamamaktan, bazen gurura, belki bazen kibire, bazen kişisel telaşlarımızın yarattığı yersiz önyargılarımıza kapılmaktan kaynaklı olduğunu gördüm o meselelerin. Ağızdan çıkan sözcüklerin değil, eylemlerin sesine kulak vermek lazımmış daha çok...Ve akışa bırakmak...Ve tabi hep dürüst olmak...
***
Sanırım ''Kabullenmek''le başlayacak herşey..!
***
Kısacası; Hollywood o tipsiz heykelini istediğine versin. Kış Uykusu benim gönlümün Oscar'ını aldı:)
Bütün alkışlar Nuri Bilge Ceylan'a..
Sevgiler,
NeclaK

en kısa zamanda izlemeliyim
YanıtlaSilbence de.. gösterimden kalkmadan yetiş. ben mutlaka bir kaç kez daha izleyeceğim dvd'si çıkınca. ama sinemada görmenin tadıyla aynı olmaz tabi..
YanıtlaSilAaa ne güzel anlatmışsın, hemen izleyesim geldi. Normalde Nuri Bilge filmlerine karşı ön yargım var, içimi bayar gibi geliyor ama bu farklı sanırım.
YanıtlaSilaynen öyle özgecim. bu çok farklı.. izle muhakkak.. sana bir de tüyo: turkcell'in cuma günleri profesyoneller klubu üyelerine cinemaksimumlarda 1 alana/1 bedava bilet kampanyası var. 17:00 den sonraki seanslara ve gişeden almak koşuluyla.. biz onu kullandık. tavsiye olunur ;)
YanıtlaSilöptüm.
beğeni için de teşekkürler..