9 Şubat 2014 Pazar

İstanbul çilesi..



İstanbul trafiğinden şikayetçi olmayan yoktur. Kimisi arabasının içinde otururken, can sıkıntısından ve bir yerlere yetişememekten şikayetçi, kimisi de bunların yanında otobüslerde başka insanlarla birbirine yapışmış, ayakta durmaktan bel fıtığı olmuş, şöförün frenleriyle düşüp kalkarak, mevsime göre donarak ya da pişerek yolculuk yapmaya çalışıyor olmaktan... Ve tabi toplu taşıma araçları kimseyi gideceği yerin kapısından alıp kapısına bırakmıyor. Onlara yürümesi var, ondan inip ona binmesi var.. falan filan.. Hele de bu yaya kısmı hava şartlarının durumuna göre tadından yenmez olabiliyor tabi..
Çeken bilir.. ;)

E tabi tek sıkıntı trafik değil. İnsanların çoğu negatif elektrik yüklü geziyor dışarlarda. Hep gergin ve telaş içindeler. Akıllarında binlerce düşünce dolu. Sonu olmayan ihtiyaçları, evin giderleri, iş problemleri, bozulan sağlığı, vs..vs.. Annemin tabiriyle; hepsi streçe girmiş durumda:) Gerçi bu daha mantıklı. Stresli insanlar gerçekten mutfaktaki streç filme sarılmış da sokağa bırakılmış gibi olabiliyor bazen:) Velhasıl bu şehrin insanının en dertsiz olanını bile bazı şartlar illaki darlandırıyor.. En azından zaman sorunları var. 24 saat yetemiyor kimilerine bazen..

***

Geçen hafta Kadıköy'de 14-15 yaşlarında bir kız babasıyla birlikte yanımdan geçiyordu. Babasına dönüp ''Baba n'olur, biz de İstanbul'a taşınalım, burası çok güzelmiişş'' dedi..
Gel yavrum, gel çocuğum. Sen eksiksin, gel. Ananı da al, gel. Kimbilir hangi, kargaşadan uzak, huzurlu, sakin memleketi bırakıp bu çilenin içine girme peşindesin.. Bir süre büyüsüne kapılıp ağzın açık gezersin. Şehrin gümbürtüsü yormaya başlayınca da iş işten geçmiş olabilir. Çünkü platonik bir aşka benzer buralar. Çekeceğin her acıya rağmen her haliyle sevmekten vazgeçemezsin boğazına, vapuruna, martısına kurban olduğum İstanbul'dan...

***

Ben uzun süredir gitme hayalindeyim. Buralar ağır geliyor. Bağlayan bir nedenim yok diyedir belki.. Ama en çok da insanların birbirine karşı daha dürüst, daha içten ve daha saygılı davrandığı bir toplum içinde yaşama ihtiyacımın gün geçtikçe çoğalması yüzünden sanırım. Tabi, insan her yerde insan. Dolayısıyla, aynı sorunlar her yerde olabilir fakat bunların küçük şehirlerde daha az yaşandığını kısa sürelerle de olsa birçok yerde bulunarak gayet net gördüm. Çünkü buralardaki büyük yarış ve hırslar oralarda yok. Yetinmeyi bilen, şükrü bilen, yüzü gülen insan sayısı daha fazla.. İnsanlar birbirini kolayca yok saymıyor, satmıyor. Bencilliğe de pek prim veren yok! Yani, nüfüsü az ama birlik duygusu yüksek.. Oysa büyükşehirde nüfüs çok ama yalnızlık ondan da çok...

İstanbul dünyanın en güzel manzaralarına sahip bir şehir. Sosyal yaşamı, tarihi dokusu, denizi, boğazı.. Hepsi harika. Alışan insan muhakkak özler giderse. Bu sebeple arada bir misafir olarak gelerek bu ruhu 1-2 gün içine çekip yine gitmek lazım. Ama sürekli yaşamak için çelik gibi sinirler ve yanında mümkün oldukça dolgun bir banka cüzdanı istiyor. Ama ikisinden biri değil, ikisi birlikte olmalı..
Şahsen ikisine sahip olduğum söylenemez. O yüzden hepimizin eninde sonunda varacağı nihai sonu daha erken göreceğim sanırım bu şehir yüzünden:/

Ayrıca; burada her 4 kişiden birinin antidepresan kullandığını biliyor muydunuz ?




 Bu şartlarda  İstanbul'a en uygun şarkı: ''Seni uzaktan sevmek, aşkların en güzeli..'' oluyor sanırım:) Zaten ben alışkınımdır uzaktan sevmelere...

***

Biri bana Ege'nin o bayıldığım adasında bir yaşam hazırlasın ve alıp götürsün lütfen. Kendim denedim ama beceremedim:( Tabi trafiğin az olduğu bir saatte yola çıkalım da giderayak gerilmeyelim;)

Hepinize streçsiz günler dilerim:)


NeclaK









2 yorum: