Tüm dünyada ama özellikle Türkiye'deki evebeynlerin en çok kafa patlatması gereken alan; çocuklarının kişisel gelişimlerine sağlayacakları maksimum fayda hakkında okuması, araştırması ve en doğru/bilinçli haliyle uygulaması bence..
Ne yazık ki ülkemizde bu bilincin artış yüzdesi -böyle bir çağda bile- olması gerekenden düşük oranda.. Hala epey kör ya da aydın görünümlü cahil zihniyetleriyle büyütülmüş, maneviyatı eksik/zayıf ya da çok yüzeysel kalmış, ya çok ezilmiş, ya çok pohpohlanmış yetişkinlerle doluyuz. Ve en çok da özgüveni yerlerde sürünen evlatlar yetiştirmekte bir dünya markasıyız!
***
Erkeklerin; 'yavrum göster amcalara pipini' tarzıyla büyütüldüğü için -özellikle hayatındaki kadınlara karşı- o 'olmamış' hallerini, bir klüp-parti-takım vs. gibi oluşumların hastalıklı bir şekilde fanatiği oluşunu,
Kadınların ise; sarı saçlı bebeğini giydirip süslemekten başka bi oyun öğretilmediği ve kafası 'kız kısmı' ile başlayan bir milyon gereksiz cümle ile doldurulduğu için 'sığ' kaldığını çevrede epey gözlemliyorum..
Bunlar şu anda; bulunduğu yerlerdeki huzuru emen, herhangi bir küçük ya da büyük topluluğun içindeyken ''birlikte yaşama'' ve ''görgü'' kurallarından bi'haber davranan, sorumluluk duygusundan yoksun, sık yalan söyleyen, hatta bunu kendine kurnazca bir başarı sayan, şımarık, okumayan,dinlemeyen, disipline olamayan ve özellikle de saygı problemleri ile aramızdalar!
Bu vasıfların nerdeyse hepsine aynı anda sahip olanını özellikle iş hayatında haddinden fazla görmüş zavallılardanım ..Bitememelerinden bezdim!
Bu tiplerin bütün derdi 'dünya işi' dir! Karşısındakini yargılayıp suçlamakta yüksek beceri sahibi olup, konu kendiyle yüzleşmeye gelince sınıfta kalırlar. Hırslarını ve nefsini kontrol edemez, aksine onların emrinde yaşarlar. Maddi şeylere/eşyalara, manevi değerlerden daha çok mana yüklemeyi öğrenmiştirler. Başkalarının mutsuzluğuyla beslenirler!
Karada yaşarlar, hem et hem ot yerler:))
***
Diyeceğim o ki; memleketin daha güvenilir, akıllı ve doğru ahlaklı yeni bir nesle ihtiyacı olduğu çok açık.. Ve atalarımızın dediği gibi; 'Emeksiz yemek olmaz'!
Evde anne/ baba, okulda öğretmen, çocuğa en genel geçer doğruları empoze ederse o çocuk hayata, daha doğrusu; 'insan'lığa 1-0 önde başlar. Böylece bu emeği verenler, o çocuğun büyüyünce içine karıştığı sosyal topluma lezzetli bir yemek sunmuş olur. O birey de, yaşamdaki eğitimin sonu olmadığının farkındalığına ererek, sürekli kendini geliştirmeye devam ederse o zaman da tadından yenmez olur:) Ve, bu tipte insanların çoğunlukta olduğu bir toplum da bildiğin ziyafet sofrasına döner:))
***
Sevgili evebeynler;
Çocuklarınızın şahit olacağı zamanlarda dedikodu yapmayınız, kavga edip/bağırmayınız, birisine yalan söylemeyiniz, sizi rol model alacağı için her işin adabına dikkat ediniz; konuşma, dinleme, tartışma, sofrada oturma, insanlara teşekkür etme, şükretme, yardımlaşma, kalp kırmama, kırarsa telafiyi/özrü bilme, gocunmama... vb... Bunları yapın ki; hem toplumda saygı görsün (samimi bir saygı!) hem de ilerde aksi davranış sergilerse uyarmaya yüzünüz olsun! Bir de; duygusal açıdan bakarsak; kimsenin canını yakmasın..!
Yani; o son kaşığı da yedirmek için sarfettiğiniz (ve benim -belki de anne olmadığım için- hiçbir zaman sebebini anlayamadığım!?) eforu, onun zihinsel ve yaşamsal kalitesini arttırmasına yardımcı olmaya harcayınız bence. Dünyada sadece ailesinin kendisine yiyecek alacak parası bile olmayan çocuklar açlıktan ölüyor (malesef!) , sizinki ölmez! Ama eksik/yanlış eğitilmiş bir çocuk ilerde çevresindekileri -hatta bazen sizi bile- kahırdan öldürebilir!
Sevgili tüm yetişkinler;)
Algınızı az bi açın, o egoyu bi kırın, burunlarınızdan az bi kıl aldırın artık! Aynaya bakın, çatlaklarınızı ''fark edin''! Edince de, ''e naapalım, öyle öğrenmişiz-öyle alıştırılmışız'' ''biz öyle gördük'' ''yaaa ben tek çocuğum ya ondan'' vb. bahaneler sunarak, ''o yüzden biraz şöyle oldum böyle oldum'' demeyin. Allah 'akıl' ve 'gönül' vermiş! İkisini de -hele de böyle bir çağda- geliştirmek/genişletmek, eksik yanlarınızı tespit ederek kendinizi eğitmek sizin elinizde.. Ama tabi burada birinci koşul komplekslerden sıyrılıp, öğrenmeye ve en çok da kendinle yüzleşmeye açık olmak.. Mert olmak..!
***
Kendi adıma, her zaman elimden geleni yaptığım konusunda müsterihim mesela..Sonuçta benim de başımda Fransız mürebbiye yoktu yani:) Muhafazakar yapıda, belli klişelerle büyütülmüş bir kadın tarafından yetiştirildim. Ama ''Ne yapayım, ben de böyleyim'' diye kabul etmek/ettirmek işin kolaya kaçmaya çalışılan kısmı..! Yurdum kadın ve erkekleri konu ikili ilişkilere gelince ''ben zoru seviyom yeaa'' diyip durur ama işine gelmeyen her mevzuda kolay olanı sever malum ;)
Ben eksiklerimin üstüne gidiyorum.. Değişiyorum, gelişiyorum.. Bunların da bir sonu yok, biliyorum!
***
Ve bu yazıyı okurken, çocuklarla ilgili kısmında ''Amaaan bu da boş boş konuşuyor, çocuğun olmadan öyle oturduğun yerden ahkam kesmek kolay tabi'' diyen annelere sesleniyorum;
Üzgünüm canım, henüz doğuramadım. Var mı bi elinde bi koca adayı? ;))
Sevgiler,
NeclaK
Bunlar şu anda; bulunduğu yerlerdeki huzuru emen, herhangi bir küçük ya da büyük topluluğun içindeyken ''birlikte yaşama'' ve ''görgü'' kurallarından bi'haber davranan, sorumluluk duygusundan yoksun, sık yalan söyleyen, hatta bunu kendine kurnazca bir başarı sayan, şımarık, okumayan,dinlemeyen, disipline olamayan ve özellikle de saygı problemleri ile aramızdalar!
Bu vasıfların nerdeyse hepsine aynı anda sahip olanını özellikle iş hayatında haddinden fazla görmüş zavallılardanım ..Bitememelerinden bezdim!
Bu tiplerin bütün derdi 'dünya işi' dir! Karşısındakini yargılayıp suçlamakta yüksek beceri sahibi olup, konu kendiyle yüzleşmeye gelince sınıfta kalırlar. Hırslarını ve nefsini kontrol edemez, aksine onların emrinde yaşarlar. Maddi şeylere/eşyalara, manevi değerlerden daha çok mana yüklemeyi öğrenmiştirler. Başkalarının mutsuzluğuyla beslenirler!
Karada yaşarlar, hem et hem ot yerler:))
***
Diyeceğim o ki; memleketin daha güvenilir, akıllı ve doğru ahlaklı yeni bir nesle ihtiyacı olduğu çok açık.. Ve atalarımızın dediği gibi; 'Emeksiz yemek olmaz'!
Evde anne/ baba, okulda öğretmen, çocuğa en genel geçer doğruları empoze ederse o çocuk hayata, daha doğrusu; 'insan'lığa 1-0 önde başlar. Böylece bu emeği verenler, o çocuğun büyüyünce içine karıştığı sosyal topluma lezzetli bir yemek sunmuş olur. O birey de, yaşamdaki eğitimin sonu olmadığının farkındalığına ererek, sürekli kendini geliştirmeye devam ederse o zaman da tadından yenmez olur:) Ve, bu tipte insanların çoğunlukta olduğu bir toplum da bildiğin ziyafet sofrasına döner:))
***
Sevgili evebeynler;
Çocuklarınızın şahit olacağı zamanlarda dedikodu yapmayınız, kavga edip/bağırmayınız, birisine yalan söylemeyiniz, sizi rol model alacağı için her işin adabına dikkat ediniz; konuşma, dinleme, tartışma, sofrada oturma, insanlara teşekkür etme, şükretme, yardımlaşma, kalp kırmama, kırarsa telafiyi/özrü bilme, gocunmama... vb... Bunları yapın ki; hem toplumda saygı görsün (samimi bir saygı!) hem de ilerde aksi davranış sergilerse uyarmaya yüzünüz olsun! Bir de; duygusal açıdan bakarsak; kimsenin canını yakmasın..!
Yani; o son kaşığı da yedirmek için sarfettiğiniz (ve benim -belki de anne olmadığım için- hiçbir zaman sebebini anlayamadığım!?) eforu, onun zihinsel ve yaşamsal kalitesini arttırmasına yardımcı olmaya harcayınız bence. Dünyada sadece ailesinin kendisine yiyecek alacak parası bile olmayan çocuklar açlıktan ölüyor (malesef!) , sizinki ölmez! Ama eksik/yanlış eğitilmiş bir çocuk ilerde çevresindekileri -hatta bazen sizi bile- kahırdan öldürebilir!
Sevgili tüm yetişkinler;)
Algınızı az bi açın, o egoyu bi kırın, burunlarınızdan az bi kıl aldırın artık! Aynaya bakın, çatlaklarınızı ''fark edin''! Edince de, ''e naapalım, öyle öğrenmişiz-öyle alıştırılmışız'' ''biz öyle gördük'' ''yaaa ben tek çocuğum ya ondan'' vb. bahaneler sunarak, ''o yüzden biraz şöyle oldum böyle oldum'' demeyin. Allah 'akıl' ve 'gönül' vermiş! İkisini de -hele de böyle bir çağda- geliştirmek/genişletmek, eksik yanlarınızı tespit ederek kendinizi eğitmek sizin elinizde.. Ama tabi burada birinci koşul komplekslerden sıyrılıp, öğrenmeye ve en çok da kendinle yüzleşmeye açık olmak.. Mert olmak..!
***
Kendi adıma, her zaman elimden geleni yaptığım konusunda müsterihim mesela..Sonuçta benim de başımda Fransız mürebbiye yoktu yani:) Muhafazakar yapıda, belli klişelerle büyütülmüş bir kadın tarafından yetiştirildim. Ama ''Ne yapayım, ben de böyleyim'' diye kabul etmek/ettirmek işin kolaya kaçmaya çalışılan kısmı..! Yurdum kadın ve erkekleri konu ikili ilişkilere gelince ''ben zoru seviyom yeaa'' diyip durur ama işine gelmeyen her mevzuda kolay olanı sever malum ;)
Ben eksiklerimin üstüne gidiyorum.. Değişiyorum, gelişiyorum.. Bunların da bir sonu yok, biliyorum!
***
Ve bu yazıyı okurken, çocuklarla ilgili kısmında ''Amaaan bu da boş boş konuşuyor, çocuğun olmadan öyle oturduğun yerden ahkam kesmek kolay tabi'' diyen annelere sesleniyorum;
Üzgünüm canım, henüz doğuramadım. Var mı bi elinde bi koca adayı? ;))
Sevgiler,
NeclaK

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder